2008.02 içindeki 743 yayından en yeni 134 tanesi gösteriliyor. Daha eski yayınları göster
2008.02 içindeki 743 yayından en yeni 134 tanesi gösteriliyor. Daha eski yayınları göster

16 Şubat 2008

swing

Acaba Uluslararası İstanbul Film Festivali olmasa Tony Gatlif'i tanıma şansımız olacak mıydı? Doğrusu, aksini düşünmek istemiyorum, çünkü Cezayir doğumlu, Endülüs kökenli Fransız Gatlif, gönlüme göre bir yönetmen. Kusturica çingenelerine karşı onun çingeneleri de makbulümdür. Gerçi Gatlif'in şöhreti, 90'lı yıllarda tamamladığı Çingene Üçlemesi (Latcho Drom; Mondo / Dünya; Gadjo Dilo / Çılgın Yabancı) sayesinde yayıldı ama o daha 1982 yılında, Les princes / Prensler'le, ruhsuz bir varoşa yerleşmiş çingenelerin taviz vermez bir portresini sunmuştu. Zaten, ona nihayet dilediği gibi çalışma özgürlüğü veren yapım şirketinin adı da böyle: Princes.

Evet, bu hafta da bir Festival filmi yazıyorum, yani bir "filmekimi" filmi. Festival'in gözdesi, benim kıymetlim Gatlif, bu sefer "hareket eden resimler"den sonraki ikinci sevgilisi müziğe daha da fazla yer vermiş. Bize Çingeneler'in dünyasını, sonunda onların sihrine kapılan bir gözlemci vasıtasıyla, on yaşındaki Max'ın (Oscar Copp) gözüyle anlatıyor. Max'ı Manouche Çingene mahallesine çeken, müziğin ta kendisi. Büyükannesinin (Fabienne Mai) Alsace kırlarındaki evinde yaz tatilini geçiren Max, Çingene virtüoz Miraldo'nun (Tchavolo Schmitt) caz gitarı çalışına kapılıyor. Bir de, erkek Fatma Swing'in (Lou Rech) cazibesine, özgürlüğüne. Swing, yani müzikteki "swing" gibi, Gatlif öyle diyor.

Max, bir gitar almak için büyükannesinin "zengin" evinden çıkıp Manouche mahallesine geliyor. Swing, yolunacak kazı görünce hemen babasının işliğinin duvarından bir gitar alıp ona soruyor: "Baba, bu kaç para eder?". Babası, "Beş para etmez," diye cevap veriyor. Swing gitarı Max'e Django Reinhardt'ın gitarı diye yutturuyor. Bir discman karşılığında hazinesinden istemeyerek ayrılan Max, "Ama piller bende kalacak," diye şart koşuyor. Aslında aklı fikri, Miraldo'yu kandırıp ondan gitar dersi almakta. Miraldo da, gitarının beş para etmediğini söylese bile ("Seni kandırmışlar, evlat"), ona haftada iki kez ders vermeyi kabul ediyor. Max Çingene mahallesinin kültürüne tepe takla dalarken, Swing'in özgürleştirici arkadaşlığına da kendini bırakıyor. Büyükannesi onu içeri kilitleyince yeni dostunun yardımıyla evden kaçıp karavanda kalacak kadar da kararlı.

Swing, tam bir Gatlif filmi: Hayat dolu, duygu dolu, yer yer komik, yer yer de trajik. Yaşlı Çingene Puri Dai'nin (Héléne Mershtein), İkinci Dünya Savaşı'nda uğradıkları kıyımı anlattığı beş dakikalık bölüm gibi. Manouche halkı, böyle şeylerden bahsetmeyi sevmiyor. Zaten o günleri hatırlayan kalmamış pek, kültürleri ise sözlü bir kültür. Nakleden kalmayınca, hatıralar da siliniyor. Gatlif, Mershtein'in karşısına kamerayı koymuş, o da ağlayarak anlatmış. "Tıpkı Lanzman'ın Shoah'ındaki gibi," diyor. Gerçekten de öyle ve aynı şekilde etkileyici. O kıyımdan nasıl sadece erkek kardeşiyle kendisinin sağ çıktıklarını anlatan Puri / Helene hemen sonra da oynak bir şarkıya geçiyor: "Gel, yola koyulalım hadi / Ne vakittir istiyorduk / Sonunda bir araya geldik / Müzik çalalım / Dans edip içelim / Bak / Ailemiz geliyor / Ne vakittir / Görmemiştik birbirimizi / Hadi, onları karşılayalım / Onlar için koca bir ateş yakalım." Gatlif koca bir kıyımı anlattığı Roman usulü özgürlük hikayesinin içine ustaca böyle yerleştiriyor işte.

Eğer Tony Gatlif seviyorsanız, onun Strasbourg yakınlarındaki Çingene mahallesinde çektiği Swing'de sevdiğiniz her şeyi bulacaksınız. Filmlerini seyahatlerden, müzikten ve kültürel varoluş mücadelesinden yaratan yönetmen, yıllardır olduğu gibi burada da filminin ön planına müziği çıkarmış. Daha önce de birlikte çalıştığı Tchavolo Schmitt, Mandino Reinhardt ve Abdellatif Chaarani gibi müzisyenlerin varlığı, bunun bir kanıtı. Zaten filmin müziği de onlara ve Gatlif'e ait. Naif hikayesine, gene her zaman olduğu gibi, kırmızı rengin baskın olduğu sıcak tonlu görüntüler (Claude Garnier) eşlik ediyor. Sahici değilmiş izlenimi veren mekanlarda yüzde yüz sahici insanların başrolünde olduğu son derece insani bir film Swing. Yani insanlar olmaları gerektiği gibi olsalardı, böyle olurlardı herhalde. Gatlif Çingeneleri, Arapları ve Yahudileri müzikle birleştiriyor. "Uyu küçük kız," diyor, "Ve gökten de korkma, yerden de." Ona ne mutlu ki, istediği filmleri yapacak cesareti var.
(Sevin Okyay, Radikal, 19 Ekim 2002)

Yönetmen: Tony Gatlif
Ülke: Fransa, Japonya
Süre: 90 dk.
Oyuncular: Oscar Copp, Lou Rech

eternal sunshine of the spotless mind (sil baştan)

Bazı filmler vardır anlattığı şeyle değil ama onu anlatma biçimiyle sizi büyüler. Film bittikten sonra bir süre yalnız kalmak az önce karşılaştığınız şeydeki, zekânın ve yaratıcılığın yaşattığı şaşkınlıkla kendi kendinize düşünmek, sadece gerçek sanat eserlerinin verebileceği aşkınlık duygusunu kendi başınıza yaşamak istersiniz. İşte 'Eternal Sunshine of the Spotless Mind / Sil Baştan' tam olarak böyle bir film.

Ne yazık ki, 2004 yapımı bu filmin Türkiye'ye gelişi epey gecikmeli oldu. Tüm dünyada aldığı olumlu eleştiriler ve kazandığı 30 kadar ödülün ardından 'Eternal Sunshine' Türkiye'deki izleyiciler için de büyük bir merak kaynağı olmuştu. Aslında bu süre zarfında filmi izlemeyen sinemasever kaldığını da pek sanmıyorum. Yine de, bu ilginç deneyimi, bir kez de beyazperdede yaşama fırsatının geç de olsa elimize geçmesi sevindirici. Filmi ilk kez duyanlar için de uyarımızı en baştan yapalım, 'Sil Baştan' gibi sıradan bir romantik komediyi çağrıştıran Türkçe ismi ya da afişte Jim Carrey ve Kate Winslet gibi oyuncuları yan yana görmek sakın sizi yanıltmasın. Karşınızda her yönüyle çok özel, çok başka bir film duruyor.

Aşkın 'temizlik' aşaması
Filmin çok katmanlı öyküsünü bir-iki cümleyle özetlemeyi denersek şunları söyleyebiliriz: Acı veren ilişkilerini bitirmekte ya da bitirdikten sonra unutmakta zorlananlar için bir çeşit beyin yıkama hizmeti sunan Lacuna isimli bir şirket var. Kalbi kırık insanlar, bu şirkete başvurarak unutmak istedikleri insanla ilgili zihinlerde var olan bütün anıları sildiriyor ve bu işlemden sonra yeni bir hayata uyanıyorlar.

İşte 'Sil Baştan' bu işlemden geçen iki eski sevgili olan Joel (Jim Carrey) ve Clementine'in (Kate Winslet) öyküsünü anlatıyor. Arızalı ilişkilerinden sonra birbirlerini zihinlerinden sildiren ikili, 'temizlik'ten sonra birbirleriyle iki yabancı olarak tekrar karşılaşıyor ve yeniden sevgili oluyorlar.

Bu özete bakıldığında karşımızda çok da aman aman bir öykünün olmadığı düşünülebilir. Ancak, senaryoyu yazanlar arasındaki Charlie Kaufman ismini görenler, bu öykünün hiç de sıradan şekilde senaryolaştırılmadığını tahmin edecektir. Daha önceki senaryoları 'John Malkovich Olmak' ve 'TersYüz'de, ele aldığı öyküleri nasıl da 'ters yüz' edip izleyiciyi şaşırtabildiğini ortaya koyan Kaufman, yine çarpıcı bir işe imza atmış. 'John Malkovich Olmak'taki, ünlü aktörün zihnine açılan tünelin, 'psychedelic' yaratıcılığın sinemada ulaştığı son nokta olduğunu düşünenlerin bir de bu filmi görmesi lazım. 'Sil Baştan'da Kaufman, insan bilinci (altı ve üstü dahil), belleği, zekâsı üzerine öylesine şaşırtıcı bir yolculuk tasvir etmiş ki, önceki senaryoları bunların yanında epey sade kalıyor.

Yönetmenlik koltuğunda ise daha önce gerçekleştirdiği akıl almaz müzik klipleriyle dikkatleri çeken Michel Gondry oturuyor. Gondry'nin Björk, Massive Attack, Kylie Minoque gibi isimlere çektiği akıllara zarar videolar, matematiksel paradoksları tuvale yansıtmayı başaran Ecsher tablolarının sinemasal karşılığıydı sanki.

Kısa zamanda bir dâhi olarak görülmeye başlanan Gondry, bu videolarda, sonraları 'Matrix'te görüp hayran kaldığımız, 'flow motion' (görüntünün donduğu sahnede kameranın hareket etmesi) gibi birçok yeni tekniği de icat etmişti.

Hollywood'un bu görüntü sihirbazının farkına varması uzun sürmedi ve Gondry, 2001'de 'Human Nature' isimli filmle ilk uzun metrajlı kurmacasını yönetti. 'Sil Baştan' ise onun ikinci sinema filmi.

Carrey'de sıfır şaklabanlık
Gondry, senaryodaki geri dönüş (flash back) ve ileri sıçramaları (flash forward), başarıyla ele alarak senaryonun çok boyutluluğunu beyazperdeye taşımayı beceriyor. Üstelik bunu kliplerinde kullandığı türden sihirbazlık numaralarından uzak durarak ve filmin melankolik atmosferini bozmadan yapmayı başarıyor.

Gondry'nin yönetmenlik koltuğundaki asıl başarısı ise, kâğıt üzerinde gayet sinir bozucu gibi görülebilecek iki isimden (Jim Carrey ve Kate Winslet) inandırıcı bir çift yaratabilmiş olması.

Jim Carrey kendisini ünlü eden o acayip mimiklerini mümkün olduğunca az kullanıyor ve sıfır şaklabanlıkla sahici bir oyunculuk ortaya koyuyor. Winslet ise ondan görmeye alıştığımız baygınlık veren kasıntı tavırlarından uzakta, son derece canlı bir performans sunuyor. Yan rollerde de yabana atılmayacak oyuncular var. Hatta, hafıza silme prosedürünün mucidi Dr. Mierzwiak (Tom Wilkinson) ile sekreteri Mary (Kirsten Dunst) arasındaki buruk aşk öyküsü ana öyküden bile daha dokunaklı.

Bütün bu harika özelliklerine karşın, 'Sil Baştan'ın anlattığı şeyin, yani temasının çok da matah olmadığı da söylenebilir pekâlâ. Sonuçta karşımızda ana tema olarak 'Anılarımız en değerli hazinemizdir' diyen bir film var. Yan temalarda da 'anı yakalamak', 'birbiri için yaratılan insanlar' gibi, oldukça naif söylemlerle karşılaşıyoruz. Ancak filmin temalarını ele alışı o kadar güçlü ki, bizzat anlatımın kendisi, anlatılanlardan daha güçlü çağrışımlar yaratmayı, daha derin anlamları sezdirmeyi başarıyor.
(Ahmet Meriç Şenyüz, Radikal, 27 Mayıs 2006)

Yönetmen: Michel Gondry
Yapım: ABD
Süre: 108 dk.
Oyuncular: Jim Carrey, Kate Winslet, Kirsten Dunst

dokuz

Teyzem, Hayallerim, Aşkım ve Sen gibi belli bir düzeyi tuturabilmiş yapımların senaryolarına imza atan ardından reklam filmleri yöneten 1965 Tire doğumlu Ümit Ünal'ın ilk uzun metrajlısı "9" bir süredir gösterimde. Tümüyle dijital video kamera kullanılarak çekilip dijital ortamda kurgulandıktan sonra 35 mm peliküle aktarılan ilk Türk filmi olarak sinema tarihimize şimdiden geçen “9”, 21. İstanbul Film Festivali Ulusal yarışma bölümünde En İyi Film ödülüne, oyuncularından Serra Yılmaz da En İyi Kadın Oyuncu ödülüne layık görüldü. Yapım, yabancı filmler Oscar aday adayı olarak ABD'de Türkiye'yi temsil etmek için seçildi. Ünal'ın bütün hünerini hasrettiği yapıt geleneksel Türk insanının yapısında ve yaşamında olan "sıradan faşizm"le ilgili. Ünal, İstanbul'un sıradan, yoksul mahallesinde geçen olaylarla adeta toplumumuzun bir ortalamasını almak istiyor. Ne ki işte tam bu noktada çuvallıyor.

Film bir cinayet öyküsü üzerine kurulu. Öldürülen bir genç kız var. Adı bilinmiyor. Yahudi olduğu tahmin ediliyor. Çünkü devamlı söylediği şarkı İbranice ve boynunda bir heksagram (hexagram; biri aşağıyı diğeri yukarıyı gösteren içiçe geçmiş iki üçgenden oluşan, altı uçlu yıldız) kolye taşıyor. Kızın kimsesi yok. Sokakta yaşıyor. Ara sıra üstünü çıkarıp çıplak dolaşıyor. Saçlarını sürekli dimdik taradığı için ona mahalleli "Kirpi" adını takmış. Yani ortalama Türk insanının "çık...çık.." diyeceği biri. Mahallenin bazı erkekleri ondan yararlanmaya kalkıyorlar. Kıza tecavüz edip, başını taşla ezip öldürüyorlar. Konu komşu arasında yapılan adli soruşturmada olayın sosyo-psikolojik boyutunu Ünal öne çıkarıyor. İrdelemesini toplumumuzun başat bazı karakterleri üzerinden yapıyor: Geleneksel, dini bütün ve muhafazakâr (adeta dinci milli görüşün temsilcisi) Saliha (Serra Yılmaz), "ezan susmaz, bayrak inmez, hepimiz Türküz..."ü diline persenk etmiş, ülkücü gençliğin hık demiş burnundan düşmüşü Tunç (Fikret Kuşkan), gizli eşcinsel Firuz (Ali Poyrazoğlu), "artık sağını, solunu şaşırmış olan" depresyondaki komünist eskisi kırtasiyeci Salim, Saliha'nın oğlu Kaya (Ozan Güven), onun türbanlı nişanlısı ve çok uzun yıllar yaşadıktan sonra ABD'den dönen ikbal düşkünlüğünün tesir ettiği yaşlı mirasyedi Amerikalı. Bu karakterleri bir sorgu odasında öznel çekimle (çünkü karakterler -sürekli kameraya yani seyirciye bakarak konuşuyorlar-bu da öznel çekimin başka bir türü) gösteren Ünal biteviye monologlarla ilerleyen, kapalı iç mekânlarda geçen, daha çok baş, omuz, bel plan gibi yakın çekimlerden oluşan çalışmasına hareket kazandırmak, "sıkıcılıktan" arındırmak için kısa kesmelere başvurmuş. Böylece her bir karakterin diğeri hakkındaki düşüncelerini öğrenerek sadece aralarına kabul etmedikleri Amerikalı'yla Kirpi'ye değil birbirlerine karşı da önyargılı yaklaştıklarını görürüz.

Fikrimce Ünal, Türk toplumunda yaygın olduğunu düşündüğü faşizmi süreçlerinden, kaynaklarından soyutlayarak vermiş. Faşizm belli bir sosyo-ekonomik temelde yükselen ideolojik olgudur. Kaynağı Ünal'ın gördüğü gibi -hiç olmazsa ilk elde- halk yığınlarında değildir. Faşizmin kapitalizmle ve onun uyguladığı ağır ekonomik ve sosyal politikalarla, baskı araçları ve kurumlarıyla sıkı bağları vardır. Kirpi'yi hakir görenler ve öldürenler halkın içinden çıksalar da aslında sorumluları başkalarıdır. Bence faşizm üzerine sinema tarihinde yapılmış en güzel, en cesur film büyük sinemacı Pasolini'nin elinden çıkma Salo ya da Sodom'un 120 Günü’dür. Pasolini katıksız başyapıtında kafatasçılarının aslında kimler olduklarını açıkça göstermiştir. Geri kalanların ise onlar tarafından ya kandırılarak, ya cahil bırakılarak ya da zorla silah altına alınan zavallı yığınlar olduğunu sözlerine eklemiştir. "Faşistler kimlerdir?" sorusunu Pasolini filminde lafı hiç eğip bükmeden parmağıyla tek tek göstererek yanıtlamıştır: “Faşist işte bu ülkeyi yöneten başbakandır, bakandır, başpiskoposdur, bu ülkenin zengin kapitalistidir. İyi bakın ve belleyin: Hepsi ciddi, saygın, aile babası, dindar insanlardır ama küçük kızlara ve oğlanlara tecavüz ederler, kral sofralarında afiyetle dışkı yerler, toplu seks yapıp zorla alıkoydukları çocukları işkenceyle öldürürler...” Nitekim "Türkiye'de faşist kimdir?" sorusuna Yılmaz Güney demir leblebiden cevabını Şerif Gören'in yönettiği Yol filminde vermiştir: “Faşistler, 12 Eylül diktasının sorumlularıdır. Onlar zamanında ülke yarı açık bir hapishaneydi.” Kenan Evren'in fotoğraflı afişini de gösterir. Büyük sinemacılar olayların kaynağını görür, analiz eder; sonra lafı eveleyip gevelemeden söyler, gerektiğinde de kargışlamaktan çekinmezler.

Faşizm denilen canavarın başlarını görmezlikten gelip sadece kuyruklarıyla uğraşmak oldukça basit bir çözüm bence. Üstelik “9" daki gibi "asılsız bir olgu"dan yola çıkılmışsa. Yani Kirpi'nin yahudi oluşu; öldürülme sebeplerinden biri olarak bunun verilmesi. Çünkü heksagram,"Süleyman'ın Mühürü" ya da "Davud'un Kalkanı" olarak bilinir ve İsrail Devleti'nin bayrağında simgesel yeri vardır (günümüzde ABD'yle birlikte yeryüzünün en faşist devletlerden birinin de İsrail olduğunu anımsayınca insan istihzayla gülmeden edemiyor Ünal'ın garip göndermesine!) Acaba halkımız kadar kendisinden olmayana, "yabancı"ya karşı misafirperver yeryüzünde başka kaç tane halk vardır ? Üstelik yahudilere karşı "tarihsel misafirperverliğimiz" Osmanlı'lardan bu yana haklı bir üne kavuşmuşken. Yani bu filmi seyreden ve Türkiye'ye hiç adımını atmamış biri cidden Yahudilere kıl olduğumuzu sanabilir. Üç aşağı beş yukarı yeryüzündeki tüm toplumlar diğerlerine karşı önyargılıdır. Bunun illa ırkçılık boyutunu alması gerekmez. Herkes diğerini etnosentrik açıdan görmeye meyillidir. Ama Ünal'ın bizde varsaydığı faşizm, örneğin Alan Parker'ın Mississippi Yanıyor’undaki ile kıyaslanamaz (ki ABD'lilerin zencileri kıyımdan geçirmesi "gerçek bir olgudan" kaynaklanır. ) Buna rağmen Ünal “9” da Kirpi'den hoşgörüsünü esirgemeyen tek kişinin ABD'de yaşayıp oranın özlemiyle yanıp tutuşan "Amerikalı"yı göstermesi de oldukça ilginç. Öyle ki Amerikalı adeta bir rintdir. Bunu ABD görmüşlüğüne bağlar Ünal. Herhalde ABD'de zencilere hâlâ hayvan muamelesi yapıldığını unuttu! Orada el üstünde tutulanların gerçekte WASP'lar (beyaz-anglo-sakson-protestanın kısaltılmışı) olduğunu, (iç ve dış politikayı yönlendirmede etkili olsalar da) yahudilere ABD'lilerin bizim halkımızın gösterdiği hoşgörünün azıcığını da çok gördüklerini farkında değil sanki. Hiç olmazsa halkımız "kitaplı dinlere" ve onların mensuplarına karşı saygı gösterir.

Tony Kaye'in yönettiği American History X var mesela, son zamanlarda yapılmış ABD'deki dazlaklarla ilgili etkileyici bir film. Bunların aşırı sağcı iş adamlarıyla bağlantıları- nı, örgütlenmelerini vs. anlatıyor. Eğer Ünal da filmini Türkiye'deki aşırı sağın bu şekildeki örgütlenmesini “doğrudan olmasa bile- bağlantısı kurarak olay örgüsünü oluştursaydı (tabii Yahudi düşmanlığı safsatasını bir kenara bırakarak) belki o zaman yaptığı bir anlam kazanırdı.

Ünal'ın filmindeki insanlar en fazla cahil, muhafazakâr ve önyargılı olarak değerlendirilebilir. Ama tüm bunlar bir insanı "faşizan" kılmaz (bu yönleri faşist ideologlar, işadamları ve siyasetçilerce "kaşınmadığı" sürece.) Film çekerken insan "gerçek olguları" kullanır, "faraziyatı" değil. Örneğin; Ken Russel The Devilsde dinsel faşizmi sınıfsal olgu olarak ele almış, ruhbanlar ve asillerce düzenlendiğini birkaç yüzyıl öncesinin Fransa'sında geçen bir öyküyle işlemişti. Ya da Fassbinder'in Almanlar arasında cidden köklü olan yabancı düşmanlığını yenilikçi bir sinema diliyle anlattığı Katzelmacher’i... Sanat eseri, tabii ki, gerçeğin ta kendisi değildir ama hiç olmazsa gerçeklikten kaynaklanan bir "yanılsama" olmak zorundadır (özellikle "deneysel", "soyut" ve "fantastik" sinema yapmak niyetinde değilsek). Ümit Ünal'ın “9”u çekerken unuttuğu "şey" işte bu.
(Filiz Cemsu, Evrensel Kültür)

Yönetmen: Ümit Ünal
Yapım: Türkiye
Süre: 91 dk.
Oyuncular: Ali Poyrazoğlu, Cezmi Baskın, Serra Yılmaz, Fikret Kuşkan, Ozan Güven

amores perros (paramparça)

Alejandro Gonzales Inarritu, ilk uzun metraj filmi "Amores Perros / Paramparça"da, müthiş bir tempo ve mekânına çok uyan bir görsellikle kendi şehri Mexico City'de geçen üç ayrı hikâyeyi anlatmış. Trajik bir araba kazasının ardından bu hikâyeler birbiriyle kesişiyor. Üç ayrı perspektiften izlenen kaza, birbiriyle hiç ilintisi olmayan kahramanların hayatlarını derinden etkiliyor. Bu kaza, bir de hepsinin köpeklere duyduğu sevgi.

Octavio (Gael Garcia Bernal), maço ağabeyi Ramiro'nun (Marco Perez) karısı Susana'ya (Vanessa Bauche) âşıktır. Onunla kaçabilmek için para biriktirmeye çalışır, bunun için de köpeği Cofi'yi köpek dövüşlerine sokar. Dergi yayımcısı Daniel (Alvaro Guerrero), süpermodel Valeria (Goya Toledo) ile birlikte olmak için karısıyla iki kızını bırakmıştır. Valeria, kazadan bacağı mahvolmuş olarak çıkar. Bu yetmiyormuş gibi, sevgili köpeciği Ritchie de sevgilisinin ona yeni aldığı dairenin tahta zemini altına sıkışır. Beyaz sakallarından dolayı El Chico / Keçi denen sabık gerilla ise (Emilio Echevarria) haneberduş serseri kisvesi altında kiralık katil olarak hayatını kazanır. İki yaşında terk ettiği kızını gözler ve bir sürü köpek besler. Kazada Octavio'nun arkadaşı ölür, Valeria güzelliğini kaybeder, oradan geçen El Chico da ağır yaralı Cofi'yi alıp kaçar. Cofi, rakip çetenin suikastine kurban giderek kurşunlanmıştır.

Çok ödüllü, Oscar ve Altın Küre adayı "Paramparça", çağımızdaki gündelik şehir hayatını anlatıyor. Şiddetin kol gezdiği, yoksul, kalabalık, buna rağmen çok güzel Mexico City'nin hikâyesi. Şehrinin hem iyi, hem kötü taraflarını gören yönetmenin "standart Meksikalı" özelliklerinden uzak karakterleri de derinlemesine işlenmiş. Üç hikâyenin karakterleri farlı kesimlerden geliyor: Octavio, tıkış tıkış, yoksul Bario'da yaşıyor. Daniel ile Valeria, paralı kesime mahsus bir semtte. El Cicho ise bir harabeye sığınmış, evi bile yok. Ama o mahut kaza, hepsini bir araya getiriyor. Kazanın kendisi ve köpekler dışında, bir diğer ortak noktaları da sevgi. Octavio Susana'yı, Daniel Valeria'yı, El Cicho da Maru'yu (Lourdes Echevarría) seviyor. Zaaflarının bedelini de ödüyorlar. Aşk, acı ve ölüm, sınıf farkı tanımıyor.
Öte yandan, "aşk" ne kadar "acılı" olsa da, aynı zamanda umut demek. Zaten filmin özgün adı "Amores perros" da, "amor esperros" olarak ayrılınca, "aşk, umuttur" anlamına geliyor. Inarritu, çizdiği Mexico City portresine, çetin duygusal deneyimler yaratan karakterlerine rağmen, umutlu.

Çünkü çevrim hiçbir zaman kesilmiyor. Acı, aynı zamanda umuda giden yol. Bu yüzden karakterlerin hepsi, kendince bir kurtuluşa erişiyor.

Kesat denebilecek bir yılın iyi filmlerinden, New York Times'a göre "yeni yüzyılın ilk klasiği" "Paramparça"nın başarısında, Inarritu'nun yanı sıra, onunla birlikte üç yıl senaryo üzerinde çalışıp 36 müsvedde eskiten romancı senaristi Guillermo Arriaga'nın hareketli kamerası ve kendine özgü ışığıyla ("binlerce laboratuvar deneyi") görüntü yönetmeni Rodrigo Prieto'nun ve filme yaptığı müziği, müzik âşığı yönetmenine de beğendiren Gustavo Santaolalla'nın da büyük payları var. İnsana zaman zaman Bunuel karakterlerini anımsatan (Olvidados, Tristana) inandırıcı tipler yaratmış oyuncularının da. Eleştirmenler Inarritu'ya pek çok "etki" yakıştırdı: Tarantino, Bunuel, Altman, Polanski; "Trafik", "Manolya", "Olvidados", "Ucuz Roman", "Rezervuar Köpekleri", "Kapışma"... Kendisi ise, sadece "Smoke" ve "Blue in the Face"le Wayne Wang ve Paul Auster etkisini kabul ediyor. Aslında haklı, çünkü temposu ve karakterleriyle, mekânıyla yer yer başkalarını hatırlatsa da, farklı bir bakışı var. Umarız, Festival seyircilerinin de çok beğendiği "Paramparça"nın başarısının Inarritu'dan başkalarına da faydası olur ve Arturo Ripstein, Daniel Gruener, Carlos Carrera, Alfonso Cuarón gibi Meksikalı yönetmenlerin filmleri bu sayede perdelerimize yansır.
(Sevin Okyay, Radikal, 30 Haziran 2001)

Yönetmen: Alejandro González Iñárritu
Yapım: Meksika 2000
Süre: 154 dk.
Oyuncular: Emilio Echevarría, Gael García Bernal, Vanessa Bauche, Goya Toledo

cemal süreya ile / necati güngör

“BİR REKTÖRLÜK YETER!”
Cemal Süreya “Paçal” adı altında “Aydınlık” ta yazılar yazmaya başlayınca, başka yazarlara da örnek oldu bu: “Muzaffer Buyrukçu, İsmet Zeki Eyüboğlu, Mehmet Seyda, hafta bir gün gazeteye değer ve renk kattılar. Gelgelelim içeriden birilerini rahatsız etti bu durum. “Sanat sayfası liberalleşiyor!” diyen Gül Zileli, Jdavoncu bir yaklaşımla bayrak açtı bu yazarlara. Ne derler? Keskin sirke küpüne zarar verirmiş. O da kendini açtığı bayrağın altında yapayalnız bulmuştu. Feryadına kulak asan olmadı.

Derken 12 Eylül fırtınası çıktı. Gazete kapatıldı, yorgan gitti, kavga bitti. Darbenin kurmay heyeti, ülkeyi bir kışla disiplini içine alma tutkusuyla dört bir yana saldırmaya başladı! Kapatılan gazetelerde çalışanlar, öğretmenler, TRT’ciler, sendikacılar, üniversite hocaları, küçük çapta bir işsizler ordusuna dönüştü. Birçokları Babıali “mevkutelerinin” kapısını aşındırmaya başladı.
Neyse ki ortam şimdiki gibi umutsuz değildi. Yeni yayınlar, yeni kuruluşlar ortaya çıkmakta gecikmedi. Adam yayınları o günlerde kurulmuştu sözgelimi. Hemen Tüm edebiyatçıları kucaklayan bir yayın evi olma iddiasındaydı. Darbenin kısır ve karanlık ortamına bir ışık yakmıştı Nazar Büyüm. Hem “Yurt Ansiklopedisi” hem de “Adam Yayınları” birçok işsize ekmek kapısı oldu!

Sözü Cemal Süreya’ya getireceğim... Devlet memurluğundan sıkılmış, hizmet yılının dolmasını fırsat bilerek kaçmak istiyordu. Kitaplarını Adam Yayınevi’ne vermesi için yaptığımız görüşmede çıtlattı bunu. Sanır5ım Nazar Büyüm’ü uzaktan tanıyordu. “Söylesene emekli olacağımı” dedi, “Çalışmak istediğimi... Bana göre bir iş varsa..”

“Çalışmak istediğimi.. Bana göre bir iş varsa...”

Yayınevine dönüşte konuyu Büyümle görüştüm; çok heyecanlandı. Hiç unutmuyorum: “Cemal Beyi ansiklopedinin başına getirelim!” Dedi hemen “Genel Müdür olsun” Cemal Süreya’ya Nazarın düşüncesini ilettiğimde hiçte ilgisini çekmedi genel müdürlük.. O tezgahta bez dokumaya niyeti yoktu. “Abi bize rektörlükte yeter boş versin genel müdürlüğü. O işin meraklısı vardır...” karşılığını verdi.

Genel müdür olunca adam alıp adam atmak gerekiyordu bu da Cemal Süreya’nın yapısına uygun düşmüyordu. Çalışan ile çalıştıran arasında, işverenden yana tavır almak gerekebilirdi. Kısacası işveren temsilcisi olacaktı koca şair. Bu işe yanamamasındaki sırrı zamanla, onu tanıdıkça anlayacaktım.

Sonunda bir çocuk ansiklopedisine genel yönetmen yapıldı. Ama çeviri yazıların redaksiyonu da yapmak üzere. Bir de sekreter çevirmen verildi kendisine: Hülya Gönensin. Cumhuriyetin eski yazı işleri müdürü Oktay Gönensin in o zamanki eşi. Bir odaları yok, masaları, telefonları da yok. Hülya ansiklopedinin bölümlerini evde çeviriyor, Cemal abiye teslim ediyor dışarıda, o da götürüp kendi evinde redaksiyon yapıyor. Henüz her şey hazırlık aşamasında. Adam Yayınları Nişantaşı’nda. “Villa Belkıs” denilen bir binada. Cemal Süreya da arada bir ziyaretimize geliyor. İş çıkışı birlikte Kadıköy’e dönüyoruz. Bazen bir meyhaneye gidiyoruz ya da. Mehmet Fuat, Cemal Süreya ile arkadaşlık etmemi yadırgıyordu. “onlar farklı insanlar” sözünü şimdi gibi anımsıyorum. Bir başka günde şöyle diyecekti: “çok yetenekli bir insan, ama aynı odada yalnız kaldığınızda ne yapacağı hiç belli olmaz!” Keskin gözlem yeteneği olan biriydi hiç kuşkusuz, Mehmet Fuat. Böyle duyumsamışa, mutlaka bir gerçekliği olmalıydı. Onlar iki farklı değerdi edebiyat dünyasında. İkisinden de öğreneceğim şeyler vardı elbette. Ama Cemal Süreya, Mehmet Fuat’ın “hanım evladı” havasına karşılık, daha bir “sokak çocuğu”ydu sanki. Onun bu havası bana yabancı değildi ki! Hele buyrukçu, özellikle Yenikapı bıçkınıydı. O da böyle güzeldi. İnsanları oldukları gibi benimseyerek dost olabilirdiniz... Başka türlü birbirinizi iterdiniz.
Bir gün yine Cemal Süreya bodrum kattaki odamıza indi. Yüzünde o her zaman görmeye alıştığımız hafif gülümseme. Masamın yanındaki koltuğa oturdu. Yüzü de Aydın Emeç’e dönük. “Bugün istifa ettim!” dedi, .çok yumuşak, pes perdeden bir sesle. Üçümüz birden şaşırdık...

“Aa, niye yahu?” dedi Emeç.

“E, öyle. Boşver abi.”

Nasıl sevinip sayıldığımı bilmesem bu kadar şaşırmayacaktım. Emeç üsteliyor, ağzından laf alabilmek için. Celal şaşkınlık içinde, inanmak istemiyor gibi.

O an bir şey anlatmadı fazla. Sessizce çıkıp gitti. Ama ayrılış nedenini sonradan parça parça anlatacaktı. Sevgili İnci Asena bir pot kırmış: “Cemal Bey, daha düzgün bir Türkçe’yle söylenemez miydi şurası?” demiş, ansiklopediden bir bölümü göstererek. Ona patronluk taslamak için yapmış olacağını sanmam. Öğretmenine danışan öğrenci gibi sormuş olmalı diye düşünüyorum bugün. Vebali üstüne...

Sonraki günlerde bir neden daha çıtlatacaktı. Cemal Süreya: “Olmaz abi. Ülkü Tamer'in sekreteri benden fazla maaş alıyor! Ben genel yönetmen görünüyorum. Olur mu öyle şey?”

Sessizliğin ardından fırtınaları olan bir insandı. Alçakgönüllülükte üstüne yoktu ama, onurlu davranmasını da bilirdi. Değerinden kuşku edenlerle bir arada bulunmazdı. Kendi değerini de asla gündeme taşımazdı. Sessizce ayrıldı. Adam Yayınları’ndan; bir daah döbüp geriye bakmadan. Toplam kaç ay çalışmıştı? En fazla üç ay. Emekli aylığıyla ayakta durmak zorundaydı. Oysa emekli aylığı evinin kirasını karşılıyordu ancak. Çalışmaya mecburdu... Hiç değilse kira derdinden kurtulması için, emekli ikramiyesini aldığı gün bir öneride bulundum ona. Yanılmıyorsam bir buçuk milyon lira geçmişti eline toptan. O paraya, o yıllarda bir çatı katı almak mümkündü... Bu fikir hoşuna gitti. Belki deniz gören bir çatı katı bile bulabilirdik. Üsküdar civarında. “Olabilir” dedi “Ama parayı bağladık şimdi. Bankada. Ben biraz düşüneyim...”
Düşünmesi uzun sürdü. Bir iki kez “N’ oldu Cemal abi?” diye sorduğumda, konuyu değiştiriyordu. Çok sonra öğrenecektim bu konuyu niye kapattığını... Memo ’ya vermiş o parayı. Ticaret yapmak istiyormuş Memo. Ticaret yapayım derken batırmış! Böylece, müebbet kiracı olarak yaşamını (pardon, hayatını) sürdürecekti...

TEMMUZ 2003, Kaçak Yayın Dergisi

manu chao


ispanyol asıllı fransız müzisyen. 26 haziran 1961 yılında paris'te doğdu. gerçek ismi oscar tramor'dur.

1987 yılında kardeşi antoine chao ve kuzeni santiago casariego ile birlikte mano negra grubunu kurdu. grup, mala vida single çalışması ile beğeni kazanarak paris'in alternatif müzik alanında tanınmaya başladı. geniş bir güney amerika turnesi grubun ününü pekiştirdi. mano negra'nın 1995 yılında dağılmasının ardından mano chao bireysel çalışmalarıyla dikkat çekti.

chao fransızca, ispanyolca, arapça, portekizce, ingilizce ve galiçyaca dillerinde şarkılar söylüyor. dünyanın en çok satan sanatçılarından biri olmasına rağmen yine aynı dünyanın ingilizce konuşulan bölümlerinde pek tanınmıyor.

chao müzikal olarak rock, chanson, salsa, reggae, ska ve rai akımlarından etkilenmiş. aşk, getto yaşamı, göçmenler, topraksızlar, antikapitalist ve antiemperyalist mücadeleler, umutlu bir gelecek -buna rağmen acılar- chao'nun şarkı sözlerini şekillendiriyor.

teyyaremi uçurdum yeşil dağa düşürdüm

Teyyaremi uçurdum
Yeşil dağa düşürdüm
Yeşil dağa varınca
Ben aklımı şaşırdım

Teyyaremin kanadı
Kanlar yere damladı
Kanlar yere damlayınca
Hep anneler ağladı

Yeşil dağın taşları
Ötüşüyor kuşları
Kan içinde çürüdü
Yüzbaşının saçları

Teyyareler kalkıyor
Annem göğe bakıyor
Bakma annem göklere
Oğlun dağda yatıyor

ah akşamlar akşamlar yine geldi akşamlar

Enver Demirbağ
Elazığ


Ah akşamlar akşamlar
Yine geldi akşamlar
Evli evine gider bağlar gazeli
Garip nerde akşamlar avşar güzeli

Al beni beni sar beni beni yar değil misin
Beni bu sevdaya salan sen değil misin

Sevdi aldattı beni
Güldü ağlattı beni
Gittim kölesi oldum bağlar gazeli
Götürdü sattı beni avşar güzeli

Yar beni beni sar beni beni yeşil yeşil yapraklar
Saramazsam sarsın seni kara topraklar

ip attım ucu kaldı

Kırıkkale
Seyit Çevik

İp attım ucu kaldı
Tarakta gücü kaldı
Ben sevdim eller aldı
Yürekte acı kaldı

Almayı yüke koydum
Ağzını büke koydum
Aldın yarim elinden
Boynumu büke koydum

şu yüce dağları duman kaplamış

Erzincan
Ali Ekber Çiçek


Şu yüce dağları duman kaplamış
Yine mi gurbetten kara haber var
Seher vakti burda kimler ağlamış
Çimenler üstünde gözyaşları var

Ham denizler gördüm yeşil yapraktan
Bulutlar nem almış kara topraktan
Bir kız ağlar sesi gelir uzaktan
Yine mi gurbetten kara haber var

Gönlümüz gamlanır böyle günlerde
Önüme çekildi bir siyah perde
Yar senin elinden tutuldlum derde
Yine mi gurbetten kara haber var

şu yalan dünyaya geldim geleli

Sıvas
Pir Sultan Abdal


Şu yalan dünyaya geldim geleli
Gönül senden özge yar bulamadım
Yaralandım al kanlara belendim
Elimin kanını yur bulamadım

Güzellerin zülfü destedir deste
Erenler hak için oturmuş posta
Bir zaman sağ gezdim bir zaman hasta
Hasta halım nedir der bulamadım

Pir Sultan Abdal'ım dağlar ben olsam
Üstü mor sümbüllü bağlar ben olsam
Alem çiçek olsa arı ben olsam
Dost elinden tatlı bal bulamadım

şu söğüt'ün çatal da matal yolları

Söğüt, Bilecik
Halil Kiraz


Şu Söğüt'ün çatal da matal yolları
Ah yorulur mu yar sevenin kolları
Gelinlere kaldı da tınaz harmanı
Ah eli silah tutan cenkte fedayi

Bozulur mu padişahın fermanı
Ah akıncılar çölde neylesin malı
Şehitliğe adar da bu tatlı canı
Ah eli silah tutan cenkte fedayi

Fidan boylarına da deymasin nazar
Ah dökülen al kanlar bayrağa uyar
Sılada sevdiğim günleri sayar
Ah eli silah tutan cenktte fedayi

şu söğüt'te bir kuş var

Söğüt, Bilecik
Mustafa Şimşek


Şu Söğüt'te bir kuş var
Ganedinde gümüş var
Gitti de yarim gelmedi
Elbet bunda bir iş var

Edasına yandım
Gel gel aman

Söğüdün gedikleri
Şekerdir yedikleri
Hiç aklımdan gitmiyor
O yarin dedikleri

Edasına yandım
Gel gel aman

şu sazıma bir düzen ver

Şarkışla, Sıvas
Aşık Ali İzzet


Şu sazıma bir düzen ver
Teller de muradın alsın
Gel beni bir tenhada gör
Diller de muradın alsın

Gel gidelim bizim ele
Düşmeyelim dilden dile
Diken sarmış gonca güle
Güller de muradın alsın

Al'İzzet'im görüşelim
Bugün bayram barışalım
Aç kolların sarışalım
Kollar da muradın alsın

şu mübarek günde küsmek olur mu

Alaca, Çorum
Süleyman Morgülüm


Şu mübarek günde küsmek olur mu?
Uzat ellerini bayramlaşalım
Tanrı selamını kesmek olur mu?
Uzat ellerini bayramlaşalım

Eller al giyinmiş gider bayrama
Şu gurbet ellerde girdim yaslara
Selam olsun sıladaki dostlara
Uzat ellerini bayramlaşalım

Yar köyde ben burda peri perişan
Var mı bizim gibi bu derde düşen
Nasib eyle mevlam yare kavuşam
Uzat ellerini bayramlaşalım

Morgülüm de al güllere yakışır
Yavrularım yollarıma bakışır
Bayram gelir küsülüler barışır
Uzat ellerini bayramlaşalım

şu milas'ın içinde ben bir tek güldüm

Milas, Muğla


Şu Milas'ın içinde ben bir tek güldüm
Goncalarım açmadan soldum döküldüm
Gençliğime doymadan yar için öldüm
Hazan yaprağı gibi birden döküldüm

Gönül verdiğim kızın adı Yüksel'di
Can verirken feryadı da arşa yükseldi
Kabahat ne ondaydı ne de bendeydi
Alnımıza yazılmış bu bir eceldi

şu köyceğiz yolları

Köyceğiz, Muğla
Zehra Bayatoğlu


Şu Köyceğiz yolları
Kaldır Ayşe'm kolları
Bizim için yapılmış
Şu Muğla'nın damları

Oldu mu Ayşe'm oldu mu
Benim ile kara yerler doldu mu
Bir kerecik öpmeynen
Gül benizin Ayşe'm soldu mu

Su gelir akmak ister
Top zülüf yaşmak ister
Şu benim deli gönlüm
Yare kavuşmak ister

Oldu mu Ayşe'm oldu mu
Benim ile kara yerler doldu mu
Bir kerecik öpmeynen
Gül benizin Ayşe'm soldu mu

Ay akşamdır varamam
Dillere destan olamam
Ay buluta girince de
Bağlasalar duramam

Oldu mu Ayşe'm oldu mu
Benim ile kara yerler doldu mu
Bir kerecik öpmeynen
Gül benizin Ayşe'm soldu mu

şu kışlanın kapısına mail oldum yapısına

Adana


Şu kışlanın kapısına
Mail oldum yapısına
Telli kurban bağlayayım
Asker yarin kapısına

Kara kazan kaynamasın
Altım cirit oynamasın
İki sene asker oldum
Nazlı yarim ağlamasın

Yüce dağlar olmasaydı
Laleleri solmasaydı
Ölüm Allah'ın emri de
Şu ayrılık olmasaydı

Kıratımın beli ince
Ölürüm yar görmeyince
Telli yatak serdiremem
Asker yarim gelmeyince

şu karşıki dağda kar var duman yok

Hatay
Emel Akçay


Şu karşıki dağda kar var duman yok
Benim sevdiceğim de din var iman yok
Vardım baktım nazlı yarim evde yok

Ver benim sazım efendim ben gider oldum
Süremedim lavantayı konsola koydum

Şu karşıki dağda titirer dallar
Benim gönlüm arzu çeker tomurcuk güller
Kader kısmet bövlevimiş ne yapsın eller

Ver benim sazım efendim ben gider oldum
Süremedim lavantayı konsola koydum

şu karşı yaylada göç katar katar

Sıvas
Pir Sultan Abdal


Şu karşı yaylada göç katar katar
Bir güzel sevdası serimde tüter
Bu ayrılık bize ölümden beter
Geçti dost kervanı eyleme beni

Şu benim sevdiğim başta oturur
Bir güzel sevdası beni bitirir
Bu ayrılık bize ölüm getirir
Geçti dost kervanı eyleme beni

Pir Sultan Abdal'ım dağlar aşalım
Aşıp yüce dağı engin düşelim
Çok hasretin çektik helallaşalım
Geçti dost kervanı eyleme beni

şu kanlı zalımın ettiği işler

Sıvas
Pir Sultan Abdal


Şu kanlı zalımın ettiği işler
Garip bülbül gibi yaralar beni
Yağmur gibi yağar başıma taşlar
Dostun bir tek gülü yaralar beni

Dar günümde dost düşmanım bell'oldu
On derdim var ise şimdi ell'oldu
Ecel fermanı boynuma takıldı
Gerek asa gerek vuralar beni

Pir Sultan Abdal'ım can göğe ağmaz
Haktan emr olmazsa irahmet yağmaz
Şu ellerin taşı hiç bana değmez
İlle dostun gülü yaralar beni

şu kahpe zamanın yersiz akışı

Aşık Reyhani


Şu kahpe zamanın yersiz akışı
Sürüşüz çobana çevirdi beni
Tersine gözlerin aksi bakışı
Dost iken düşmana çevirdi beni

Seher yeli aksi haber bildirdi
Ağladığım düşmanımı güldürdü
Poyraz yeli küme küme kaldırdı
Buğdaysız samana çevirdi beni

Gerçeği bilerek sakla dediler
Misal-i Mecnunlar örneği çöller
Köküme göz dikti kara cahiller
Budaksız ormana çevirdi beni

İnkarın küreği küfrün kazması
Haksızın darbesi gücün ezmesi
Limansız denizin ani azması
Yelkensiz kaptana çevirdi beni

Gönül düşman derken bakış dost derken
Bulut nara atıp rüzgar es derken
Biri konuş derken biri sus derken
Akıllı hayvana çevirdi beni

Reyhanı der kahpe zaman sert döndü
Namert dönse gam yemezdim mert döndü
Rakip ağır geldi hakem sırt döndü
Yenik pehlivana çevirdi beni

şu garip halimden bilen işveli nazlı gönlüm hep seni arıyor neredesin sen

Kırşehir
Neşet Ertaş


Şu garip halimden bilen işveli nazlı
Gönlüm hep seni arıyor neredesin sen
Tatlı dillim güler yüzlüm a ceylan gözlüm
Gönlüm hep seni arıyor neredesin sen

Sinemde gizli yaramı kimse bilmiyor
Hiç bir tabib şu yarama merhem olmuyor
Boynu bükük bir garibim yüzüm gülmüyor
Gönlüm hep seni arıyor neredesin sen

şu garip gönlümü şen tutamadım

Şu garip gönlümü şen tutamadım
Dünya geniş ama clar olup gitti
Bezirgan yükünü yüklemiş gider
Benim yüklenecek yüküm kalmadı

Ben beni yarattın benden yücesi
Akıl almaz oldu gönül hocası
Okuturlar birgün bunun hecesi
Benim okuyacak hecem kalmadı

İpek Bacı yazar oldu bugünü
Gönlüme sultanı kıldı bugünü
Padişah fermanı bozdu bugünü
Beni astıracak ferman kalmadı

şu fırat'ın suyu akar serindir

Elazığ
İzzet Altınmeşe


Şu Fırat'ın suyu akar serindir
Ölem ölem derdo ölem akar serindir
Yarimi götürdü (anam) kanlı zalimdir
Ölem ölem kanlı zalimdir nasıl edem vah
Daha gün görmemiş taze gelindir
Ölem ölem derdo ölem taze gelindir
Söyletmeyin beni anam yaram derindir
Ölem ölem yaram derindir nasıl gülem vah

Kömürhan köprüsü Harput'a bakar
Ölem ölem derdo ölem Harput'a bakar
Körolası zalim Fırat ocaklar yıkar
Ölem ölem ocaklar yıkar nasıl gülem
Ahbapların gelmiş ağıitlar yakar
Ölem ölem derdo ölem ağıtlar yakar
Söyletmeyin beni anam yaram derindir
Ölem ölem yaram derindir nasıl gülem

şu diyarı gurbet elde

Elbistan, Maraş
Nesimi Çimen


Şu diyarı gurbet elde
Şen değil gönlüm şen değil
Aman kimse bilmez ahvalımdan
Şen değil gönlüm şen degil

Sergerdar oldum gezerim
Aman hem okuyup hem yazarım
Gece gündüz intizarım
Şen degil gönlüm şen değil

Ben cismimi yaktım nara
Aman gönlüm uğramış efkara
Tecellim yok bahtım kara
Şen değil gönlüm şen degil

Mücrimiyem didem yaşı
Aman gamdan ayrılmadı başım
Zalımlardan yedi taşı
Şen değil gönlüm şen degil

şu derenin uzunu

Isparta
İkbal Ünal


Şu derenin uzunu
Kıramadım buzunu
Anasının şerrinden
Alamadım kızını

Yeşil ipek bükeyim
Derdimi kimlere dökeyim
O güzele o güzele ben yandım

Ey sokaklar sokaklar
Yarim şeker ufaklar
Ben o yari alırsam
Sevinecek ahbaplar

Boyun bağı boynunda
Altın saat koynunda
O güzele o güzele ben yandım

şu dalma'dan geçtin mi

Aydın


Şu Dalma'dan geçtin mi
Soğuk sular içtin mi
Efelerin içinde
Yörük Ali'yi seçtin mi

Hey gidinin efesi efesi
Efelerin efesi

Şu Dalma'nın çeşmesi
Ne hoş olur içmesi
Yörük Ali'yi sorarsan
Efelerin seçmesi

Hey gidinin efesi efesi
Efelerin efesi

Cepkenimin kolları
Parıldıyor pulları
Yörük de Ali geliyor
Açıl Aydın yolları

Hey gidinin efesi efesi
Efelerin efesi

Aydın Dağı'n oydular
Çalıya da martin koydular
Yürük Ali'nin adını
Hazreti Ali koydular

Hey gidinin efesi
Efelerin efesi

şu dağların yükseğine erseler

İçel


Şu dağların yükseğine erseler
Lale sümbül mor menevişe derseler
Bir güzeli bir çirkine verseler
Güzel ağlar çirkin güler bir zaman

Yükseğinde olur şahin yuvası
İndim enginine avşar ovası
Kabul olur güzellerin duası
Haktan sevdiğini diler bir zaman

Vara vara vardık alma deresi
Uzak kaldı nazlı yarin arası
Artıyor geçmiyor gönül yarası
Mevlam dermanımı salar bir zaman

şu dağları aşıp yar sana gelem

Şu dağları aşıp yar sana gelem
Akan gözyaşını yar silip içem
Gurbette bu derdi ben nasıl çekem
Körolası sebeb elin yıkılsın
Yıkılsın sebebim evin yıkılsın

A sevdalım oy belalım
Oy yoldaşım yıkılsın sebebim

Gezdiğin yollara çimen olaydım
Koynunda uyuyan yar ben olaydım
Ölüm ferman yazmış nasip olaydım
Körolası sebeb elin yıkılsın

Yanarım ben nazlı yar hasretinden
Dayanmaz ölürüm gönül derdinden
Bir tas su ver tutam içem elinden
Körolası sebeb elin yıkılsın

şu dağlara çıkam idarem için

Mut, İçel
Musa Eroğlu


Şu dağlara çıkam idarem için
Bir tabip getirin yaremi açın
Yarem çok derinde kefenim biçin

Ya ben ağlamayım kimler ağlasın
Yaralı sinemi anam bağlasın
Kıyma felek kıyma bir dal çınara
Evde yalınızdır anam biçare

Yıkılmış hanesi fukara kendi
Suyumu döküyor dedem efendi
Cenazemi yıkar turabi kendi

Ya ben ağlamayım kimler ağlasın
Yaralı sinemi anam bağlasın
Kıyma felek kıyma bir dal çınara
Evde yalınızdır anam biçare

şu dağlar ulu dağlar

Kırşehir
Muharrem Ertaş


Şu dağlar ulu dağlar vay Leyla'm
Gölgesi koyu dağlar vay Leyla'm
Derdimi ben söylesem vay Leyla'm
Gökteki bulut ağlar vay Leyla'm

Leyla Leyla Leyla yar
Her gün akşam böyle yar
Küstün ise söyle yar söyle yar

Şu dağlar olmasaydı
Çiçeği solmasaydı
Ölüm Allah'ın emri
Ayrılık olmasaydı

Leyla Leyla Leyla yar
Her gün akşam böyle yar
Küstün ise söyle yar söyle yar

şu dağlar tepe tepe

Denizli
Hasan Aydoğdu


Şu dağlar tepe tepe
Gar yağıyor serpe serpegel yarim gel
Güccük hanım uykudeymiş
Uyardım öpe öpe
Ağlama sarı gelin al beni

Güzel yüzün ay gibi
Keman kaşın yay gibigel yarim gel
Yarimle yaşadığım
Gulübe saray gibi
Ağlama sarı gelin al beni

Karanfil dallanır mı
Top zülüf sallanır mıgel yarim gel
Kendi gelen güzeli
Sarmadan yollanır mı
Ağlama sarı gelin al beni

şirin nar dane dane

Antep


Şirin nar dane dane
Gel güzel döne döne
Gül olup koklamadım
Felek ayırdı gene

Beyaz geyme üşürsün
Güzellikte menşursun
Leylim güzel olduğun
Yad elnen konuşursun

Giderim dur diyen yok
Kebap oldum yiyen yok
Ayrılık gömleğini
Benden başka yiyen yok

şikayet olmasın da bak ne haldeyim

Çorum
Şekip Şahadoğru


Şikayet olmasın da bak ne haldeyim
Yoksa unuttun mu da beni bilmem el gibi
Gece gündüzde durmaz ahuzardayım of
Sazımda sızlayanda sırma tel gibi vay

Kar mı yağdı da güvendiğim dağlara
Sam mı değdi de mor sümbüllü bağlara dost
Diyemiyomda bağlanmışım ağyare
Çiğnetirsin beni ele yel gibi vay

Niçin o sarp yere yuvanı kurdun
Kuru petek gibi balsız mı kaldın
Bir kez koklamadım da canım sarardın soldun
Poyraz eli de değmiş gonca gül gibi

Elestim özmümden de sana ikrarım verdim
O günden bugüne de canım sözümde durdum dost
Yetiş şekip'ine de gayri müşkülde kaldım
Fiskeden bulanan da ufak göl gibi dost

şepke'nin kavakları dolar gider akları

Erzincan
Davut Sulari


Şepke'nin kavakları
Dolar gider akları
Karşıda görünüyor
O yarın konakları

Le le hanım
Gel otur benim canım
Ay le le hanım
Gel otur benim canım

şen olasın ürgüp dumanın tütmez

Ürgüp, Nevşehir
Refik Başaran


Şen olasın ürgüp dumanın tütmez
Kır atın acemi konağı tutmaz
Oğlum Ahmet güççük yerini tutmaz

Cemal'ım Cemal'ım algın Cemal'ım
Al kanlar içinde kaldım Cemal'ım

Ürgüp'ten de çıktığımı görmüşler
Kıratımın gelişinden bilmişler
Beni öldürmeye karar vermişler

Cemal'ım Cemal'ım algın Cemal'ım
Al kanlar içinde kaldım Cemal'ım

Cemal'ın geydiği ketenden gömlek
Al kanlara boyanmış donuyla gömlek
Bize nasip değil ecelle ölmek

Cemal'ım Cemal'ım algın Cemal'ım
Al kanlar içinde kaldım Cemal'ım

şemsiyemin ucu kare

Rumeli
Süleyman Çakal


Şemsiyemin ucu kare
Yok mu şu derdime çare
O yar güzel ben biçare

Çaresiz dertlere düştüm
Bir vefasız ele düştüm

Şemsiyemin ucu baston
Söyle canım kimdir dostun
Öldürmeye var mı kastın

Çaresiz dertlere düştüm
Bir vefasız ele düştüm

Ocak ocak kum eşerim
Sensin benim yar şekerim
Bilmez misin ne çekerim

Çaresiz dertlere düştüm
Bir vefasız ele düştüm

şapkamın tereği düz

Trabzon
Hüseyin Dilaver


Şapkamın tereği düz
Var onda ayla yıldız
Çıkmayasun aklımdan
Ne gece ne de gündüz

Peştemalin düğümü
Gerüdendir gerüden
Seni hainin kızı
Sensin beni erüden

Pencereden bak beni
Beğenirsen al beni
Beğenmezsen beğenme
Beğenenler var beni

Dağ başında kestane
Dökülür tane tane
Dünya dolu yar olsa
Bir tanemsin bir tane

şaha doğru giden kervan

Tercan, Erzincan
Hıdır Ersoy


Şaha doğru giden kervan
Çok ağlattın güldür beni
Düşmüşem elden ayaktan
Tut elimden kaldır beni

Tut elimden ferman eyle
Gel bu derde derman eyle
Götür yare kurban eyle
Öldür derse öldür beni

Arıydım baldan ayrıldım
Ne şirin dilden ayrıldım
Bülbüldüm gülden ayrıldım
Gülistana kondur beni

Tut elimden düşmeyelim
Doğru yoldan şaşmayalım
Derdim çoktur deşmeyelim
Böyle yare bildir beni

şah'a giden ben bir bezirgan gördüm

Sıvas
Pir Sultan Abdal


Şah'a giden ben bir bezirgan gördüm
Ayrılmam katardan ben şimden geri
Hemen tutmuş hakikatın yolunu
Ayrılmam katardan ben şimden geri

Bezirgan yükünü nereden tutmuş
Ona hizmet eden dergaha yetmiş
Sevdiğim sılada bir oda tutmuş
Ayrılmam katardan ben şimden geri

Bezirganın yükü la'l ile gevher
Ana kar mı kılar harami dafer
Bezirganlar başı ol Cafer
Ayrılmam katardan ben şimden geri

Bezirganın yükü nereye gider
Uğramaz Sırat'a Mirac'a gider
Bezirgan başıdır Şah Gani Haydar
Ayrılmam katardan ben şimden geri

Bezirganın yükü ilm-i hamail
Doğru işleyene Hak ola kail
Bezirgan başıdır ahir Cebrail
Ayrılmam katardan ben şimden geri

Deryalar bekçisi dağlara nazır
Her nerde çağırsan orada hazır
Bezirgan başıdır Boz Atlı Hızır
Ayrılmam katardan ben şimden geri

Pir Sultan Abdal'ım aşıkı çoklar
Hiç kardaş bulmamış kend'özün yoklar
Korktuğumuz yerden Yaradan saklar
Ayrılmam katardan ben şimden geri

şafak söktü gine suna'm uyanmaz

Halil Sarıoğlu


Şafak söktü gine Suna'm uyanmaz
Hasret çeken gönül derde dayanmaz
Çağırırım Suna'm sesim duyulmaz
Uyan Suna'm uyan derin uykudan

Çektiğim senin elinden
Usandım gurbet elinden
Hiç kimse bilmez halimden
Uyan Suna'm derin uykudan

Bunca diyar gezdim gözlerin için
Niye küstün bana el sözü için
Dilerim Allah'tan sızlasın için
Uyan Suna'm uyan derin uykudan

Çektiğim senin elinden
Usandım gurbet elinden
Hiç kimse bilmez halimden
Uyan Suna'm derin uykudan

şad olup gülmedim de eller içinde

Kırşehir
Neşet Ertaş


Şad olup gülmedim de eller içinde
Benim gülüm soldu güller içinde
Bir bahtı karayım oy... kullar içinde
Gitti benim nazlı yarim gelmedi

Gurbete gideni de gelmez diyorlar
Akar gözyaşlarım dinmez diyorlar
Sevenler murada oy... ermez diyorlar
Gitti benim nazlı yarim gelmedi

özüne özüm gurban

Azerbaycan


Özüne özüm gurban
Gözüne gözüm gurban
Sözüne sözüm gurban
Yar geldi yar geldi yar geldi

Elinde ipek desmal dede gurbanın olum
Çehmişem hasretini derdini möhbetini
Bu mudur yoksa hayal
Yar geldi yar geldi yar geldi

Oduna çok yanmışam
Başına çok dolanmışam
Yoluna dayanmışam
Yar geldi yar geldi yar geldi

Gitme menden uzağa
Salma gönlümü fırağa
Sevdiğim ağıl ola
Yar geldi yar geldi yar geldi

özü hakka bağladım ben

Aşık Nurşani


Özü hakka bağladım ben
Gel hünkarım şahidim ol
Kusuruma sevabıma
Gel hünkarım şahidim ol

Dost selamın vermez oldu
Tabip saram sarmaz oldu
Birşey gözüm görmez oldu
Gel hünkarım şahidim ol

Nurşaniyem bu cihanda
Ne olduysa oldu gamda
Saldırdılar dört bir yanda
Gel hünkarım şahidim ol

ikilik kinini içimden atıp özde ben bir insan olmaya geldim

Keban, Elazığ
Nimri Dede


İkilik kinini içimden atıp
Özde ben bir insan olmaya geldim
Taht kuralı ariflerin gönlüne
Sözde ben bir insan olmaya geldim
Serimi meydana koymaya geldim

Meğerse aşk imiş canın mayası
Ona mihrabımış kaşın arası
Hakkın işlediği kudret boyası
Yüzde ben bir insan olmaya geldim

Bütün mürşidlerin tarif ettiği
Sadıkların menziline yettiği
Enmiyanın evliyanın gittiği
İzde ben bir insan olmaya geldim

Ben de bir zamanlar baktım bakıldım
Nice yıllar bir kemende takıldım
O aşkı mecazla yandım yakıldım
Közde ben bir insan olmaya geldim

Süregeldim aşk meyini içerek
Her bir akı karasından seçerek
Varlık dağlarını delip geçerek
Düzde ben bir insan olmaya geldim

Gör ki Nimri Dede şimdi n'eyleyi
Gerçek aşkı her gönüle söyleyi
Her türlü sefaya veda eyleyi
Sazda ben bir insan olmaya geldim

öyle bir zamana düştük

Afşin, Maraş
Mahzuni Şerif


Öyle bir zamana düştük
Küfrün adı iman oldu
Doğru dürüst gider iken
Hakkın yolu duman oldu

Koyun sesi kurdun sesi
Bir çıkıyor neyin nesi
Adamın adam sevmesi
Geçti hayli zaman oldu

Dost rüzgarı kesti hızı
Okşadı gitti camızı
Daha dünün suratsızı
Şimdi kaşı keman oldu

Irgat koşar ekmek zalım
Ele geçmez de bakalım
Der Mahzuni benim halım

ötmesin bülbüller solmuştur gülüm

Kırşehir
Çekiç Ali


Ötmesin bülbüller solmuştur gülüm
Döküldü çiçeğim kurudu dalım oy... dalım
Dostlar omuzunda giderse salım oy... vay salım oy...
Atıver çemberin salım üstüne
Karalar mı giydin oy... alın üstüne

Bülbül figan edip solmasın gülüm
Mevlam şu gençlikte vermesin ölüm oy... ölüm
Kapının önünden de giderse salım oy... vay salım oy...
Atıver çemberin salım üstüne
Karalar mı giydin oy... alın üstüne

ötüyor bülbüller gelmedi bağban

Trabzon
Şevki Bilgin


(Aman ey) ötüyor bülbüller gelmedi bağban
Hoyrat dost bağından gül aldı gitti
Yüz bin mihnet ile bağ yetirdim
Ben bağı beyendim el aldı gitti

(Aman ey) yüz bin mihnet çektim bir dahi gerek
Çok ömür ister ki bir dahi görek
Har ettin içimi ey zAlim felek
Aktı çeşmim yaşı sel aldı gitti

(Aman ey) nazlı yarim kem haberi gelüptir
Ciğerlerim delik delik deliktir
Dediler ki sefil emrah ölüptür
Kimi kazma kürek bel aldı gitti

ötme bülbül ötme şen değil bağım

Sıvas
Hasan Eylen


Ötme bülbül ötme şen değil bağım
Dost senin derdinden ben yana yana
Tükendi fitilim eridi yağım
Dost senin derdinden ben yana yana

Deryadan bölünmüş sellere döndüm
Ateşi kararmış küllere döndüm
Vakitsiz açılmış güllere döndüm
Dost senin derdinden ben yana yana

Haberin duyarsın peyikler ile
Yaramı sarsınlar şehitler ile
Kırk yıl dağda gezdim geyikler ile
Dost senin derdinden ben yana yana

Abdal Pir Sultan'ım doldum eksildim
Yemeden içmeden sudan kesildim
Zülfün kemendine kondum asıldım
Dost senin derdinden ben yana yana

öte yakaya geçelim atlara yonca biçelim

Eskişehir
Osman Özdenkçi


Öte yakaya geçelim
Atlara yonca biçelim (a leylim aman aman)
Biz bu vardan vazgeçelim
Oğlum nenni nenni Eşref'im nenni

Öte yakanın buludu
Beri yakayı bürüdü (a leylim aman aman)
Güzeller aldı yürüdü
Oğlum nenni nenni Eşref'im nenni

öte yaka urgan burgan

Bozüyük, Bilecik
Necdet Erkuvanç


Öte yaka urgan burgan
Üstümüzde telli yorgan aleylim aman aman
Saracaksan işte de gerdan
Oğlan ninni aman amman çakırım nenni

Amanın var topukta şalvar aman
Elinde gül var aman
Gelirse al gel aman
Gelmezse dön gine yalvar

Öte vakanın buludu beni yakayı bürüdü
Aleylim aman aman güzeller aldı yürüdü
Oğlan nenni aman amman çakırım nenni

Amanın var topukta şalvar aman
Elinde gül var aman
Gelirse al gel aman
Gelmezse dön gine yalvar

öte geçe bu geçe gele kervanım geçe

Aşkale, Erzurum
Sırma Günaydın


Öte geçe bu geçe
Gele kervanım geçe
Allah o günü der mi
Elin elime geçe

Derelerin kumuyam
Balıkların puluyam
Verin benim yarimi
Ben de Allah kuluyam

Dere susuz olur mu
Dibi kumsuz olur mu
Doğru söyleyin dostlar
O yar bensiz olur mu

öte dönder ben görmeyim yüzünü

Sungurlu, Çorum
Rıfat Özsaraç


Öte dönder ben görmeyim yüzünü
Duydum yalanını tutmam sözünü (aman aman)
Git eski yarine söyle nazını
Benim naz çekmeğe halım kalmadı (aman aman)

Evlerinin önü bir büyük dere
Kız gurban olayım eviniz nere (aman aman)
Dünür göndermedim kız baban vere
Bu yandan gel benim gülüm bu yandan (aman aman)

ördek suya dal da gel

Tosya, Kastamonu
İsmail Okur


Ördek suya dal da gel (aman)
(Of) yardan haber al da gel (of)
Yalvar yakar gelmezse (aman)
(Aman) tut kolundan al da gel (of)

Odalara hanım kızım odalara gel
Beşibirlik takayım safalara gel

Kaynar kazan taşmaz mı (aman)
(Aman) yol buradan aşmaz mı (of)
Sil gözünün yaşını (aman)
(Aman) ayrılan kavuşmaz mı (of)

Odalara hanım kızım odalara gel
Beşibirlik takayım safalara gel

ördek çalkanır göllerde

Zara, Sıvas
Hüsnü Akyol


Ördek çalkanır göllerde
İsmim söylenir dillerde
Kalmışım gurbet ellerde
Halın nedir diyenim yok

Aman şimdi yaman şimdi
Dağlar başı duman şimdi
Güzel sevmek hoşdur amma
Ayrılması yaman şimdi

Bahçanın kapısın açtım
Sandım ki cennete düştüm
Yar ile tenha buluştum
Bir gül aldım yanağından

ördeğisen göle gel

Kastamonu
Avni Özbenli


Ördeğisen göle gel
Şahin isen gola gel
Dağlarda galdım
Hanım ablam sevdaya daldım

Ördek suy a dal da gel
Yardan haber al da gel
Ersil'de kış var
Hanım ablam bunda bir iş var

Eğer yarim gelmezse
Yalvar yakar al da gel
Dağlar gazeli
Hanım ablam dünya güzeli

Kaynar kazan taşmaz mı
Yol buradan aşmaz mı
Dağlarda galdım
Hanım ablam sevdaya daldım

Sil gözünün yaşını
Ayrılan kavuşmaz mı
Dağlar gazeli
Hanım ablam dünya güzeli

öpüp koklamaya kıyamaz iken şimdi başkasının elin mi oldun

Aşık Haşimi


Öpüp koklamaya kıyamaz iken
Şimdi başkasının elin mi oldun
Sohbete niyaza doyulmaz iken
Davullu zurnalı gelin mi oldun

Kahrı çekilir mi yadların elin
Değişmem dünyaya senin bir telin
Eğer sarar isen de kırılsın elin
Başkası sevilmez deli mi oldun

N'olacak da deli gönül n'olacak
Acep aradığını nerde bulacak
Korkuyorum aman rengin solacak
Alaca karganın gülü mü oldun

ömür bahçesinin gülü solmadan

Divriği, Sıvas
Aşık Ali Metin


Ömür bahçesinin gülü solmadan
Uyan gel gözlerim gafletten uyan
Acel bir gün bize haydı demeden
Uyan gel gözlerim gafletten uyan

Niçin gaflet ile mağrur olursun
Geçer kervan gider yolda kalırsın
Pişman olur sararıp da solarsın
Uyan gel gözlerim gafletten uyan

Hey dost artık yeter sözün tutulmaz
Senin kumaşların burda satılmaz
Böyle gitmeyinen menzil alınmaz
Uyan gel gözlerim gafletten uyan

ölüm yakamdan tutma git

Osman Feymani


Ölüm yakamdan tutma git
Gençlik çağım geçende gel
Gurbet elde merhamet et
Var sılama göçende gel

Şu dünyanın hevasından
Geçmez gönül davasından
Yavrularım yuvasından
Ganatlanıp uçanda gel

Feymani'nin ladesini
Takib eyle vadesini
Ölümsüzlük badesini
Var elinden içinde gel

ölmeden sevdiğim kabrimi kazma

Kemal Can


Ölmeden sevdiğim kabrimi kazma
Belki bu derdime çare bulunur
Felek bana vurmuş bir de sen vurma
Belki bu derdime çare bulunur

Açtın yüreğimde derin yarayı
Çıkardım allan giydim karayı
Gece gündüz çağırıra mevlayı
Belki bu derdime çare bulunur

çeper çektim yol açtım

Amasya
Anonim


Çeper çektim yol açtım
Kızıl güle dolaştım
Yağma yağmur esme yel
Ben yarime kavuştum

Kız niye niye niye
Öldüm yar diye diye

Karşıda elmalıklar
Suda oynar balıklar
Ne böyle sevda olsun
Ne böyle ayrılıklar

Kız niye niye niye
Öldüm yar diye diye

Karşıda gördüm seni
Gül iken derdim seni
Derdin belan ben çektim
Ellere verdim seni

Kız niye niye niye
Öldüm yar diye diye

öğretmene varamadım

Tokat
Çakır Usta


Öğretmene varamadım,
Naylon çorap giyemedim,
Muradıma eremedim

Abum abum kız abum
Gözün kör olsun abum
Beni yaktın sen abum
Allah'ından bul abum

Beni çobana verdiler,
Onbin lirami yediler,
Günahıma da girdiler

zülüf dökülmüş yüze

Kırşehir
Neşet Ertaş


Zülüf dökülmüş yüze aman
Kaşlar yakışmış göze aman aman
Usandım bu canımdan aman aman
Dert ile geze geze

Bu ellerde gez gayri aman
Katip ol da yaz gayri aman aman
Bir kazma al bir kürek aman aman
Mezarımı kaz gayrı

Gün doğdu aştı böyle aman
Gönüldür coştu böyle aman aman
Sen orada ben burda aman aman
Ömrümüz geçti böyle

zulmet deryasında kapıldım sele

Sıvas
Yüksel Yıldız


Zulmet deryasında kapıldım sele
Gırdım bir mekana candan içeri
Safi kıl gönlünü dalma hayale
Girdim bir mekana candan içeri

Takdir ilahidır çaldı kalemi
Söyleyüben verdi zata kelamı
Lutfu ihsan etti devri alemi
Gördüm bir mekanı candan içeri

Hak-ı pay eyledim pir divanına
Yüz sürdüm oturdum bir dergahına
Kemerbest eyleyip durdum darına
Durdum bir mekana candan içeri

zeytinyağlı yiyemem aman

Bursa
İhsan Kaplayan


Zeytinyağlı yiyemem aman
Basma da fistan giyemem aman
Senin gibi cahile
Ben efendim diyemem aman

Kaldım duman içi dağlarda
Sevgili yarim nerelerde

Asmadan üzüm aldım
Sapını uzun aldım
Verin benim yarimi
Annemden izin aldım

Kaldım duman içi dağlarda
Sevgili yarim nerelerde

Kara üzüm asması
Yeşil olur yazması
Ben yarimden ayrılmam
Kara yazı yazması

Kaldım duman içi dağlarda
Sevgili yarim nerelerde

zeytin yaprağı yeşil

Kilis, Antep
Nevin Akyol


Zeytin yaprağı yeşil
Altında kahve pişir
Beni sana vermezler
Aklın başına devşir

Aman bir yar elinden
Oy seni sallamayım
Zülüfünün telinden oy
Aman bir yar elinden

Yar bahçeye girdin mi
Sevdiğini gördün mü
Sevdiğini görünce
Saçlarını ördün mü

Aman bir yar elinden
Oy seni sallamayım
Zülüfünün telinden oy
Aman bir yar elinden

zeynep bu güzellik var mı soyunda

Sıvas
Aşık Süleyman


Zeynep bu güzellik var mı soyunda
Elvan elvan güller biter bağında
Arife gününde bayram ayında

Zeynep'im Zeynep'im allı Zeynep'im
Beş köyün içinde şanlı Zeynep'im

Zeynep'e yaptırdım altından tarak
Tara zülüflerin bir yana bırak
Zeynep'e gidemem yollar pek ırak

Zeynep'im Zeynep'im allı Zeynep'im
Beş köyün içinde şanlı Zeynep'im

Söğüdün yaprağı narindir narin
İçerim yanıyor dışarım serin
Zeynep'i bu hafta ettiler gelin

Zeynep'im Zeynep'im allı Zeynep'im
Beş köyün içinde şanlı Zeynep'im

Kangal'dan aşağı Mamaş'ın köyü
Derindir kuyusu serindir suyu
Güzeller içinde Zeynep'in huyu

Zeynep'im Zeynep'im allı Zeynep'im
Beş köyün içinde şanlı Zeynep'im

zeybek misin zeybek donu giyecek

Ankara
H. Yönetken


Zeybek misin zeybek donu giyecek (efem)
Katil misin tatlı cana kıyacak
Cahil misin el sözüne uyacak (efem)

Koç gibi meydanlarda dönenlerdeniz
Biz bir ehbab uğruna ölenlerdeniz

Silindi mi maşrapamın kalayı (efem)
Bozuldu mu zeybeklerin alayı
Düşmanları öldürmenin golayı (efem)

Koç gibi meydanlarda dönenlerdeniz
Biz bir ehbab uğruna ölenlerdeniz

zap suyu derin akar

Van
Sami Yılmaztürk


Zap suyu derin akar
Can alır yürek yakar
Ben sevip eller ala
Bana da kimler bakar

Oy sinem mi sinem mi
Yar sinem mi sinem mi
Yar sinem sinem sinem mi
Yar sinem mi sinem mi

Zap suyu aktı geçti
Sinemi yaktı geçti
Güzellerin içinden
Benim yarimi seçti

Oy sinem mi sinem mi
Yar sinem mi sinem mi
Yar sinem sinem sinem mi
Yar sinem mi sinem mi

Zap suyu geçit vermez
Sırrına akıl ermez
Öyle bir yare düştüm
Dünyada yüzüm gülmez

Oy sinem mi sinem mi
Yar sinem mi sinem mi
Yar sinem sinem sinem mi
Yar sinem mi sinem mi

zamanede bir hal gelmesin başa

Kul Hüseyin


Zamanede bir hal gelmesin başa
Ahdı bütün sadık bir yar kalmamış
Efendim tabibim cananım
Kalleş yar olana dost demem haşa
N'olacak muhannet meydan görmemiş

Ben bir yar isterem derun-u dilden
Sarfede varını geldikçe elden
Efendim tabibim cananım
Beni setreyleye abudan elden
Her yüze gülen yar olmuş olmamış

Hüseyin beyhude ah etme naçar
Bir kapı örterse birini açar
Efendim tabibim cananım
Buna dünya derler hepisi geçer
Hangi günü gördün akşam olmamış

zalım poyraz gıcım gıcım gıcılar

Emirdağ, Afyon
Tayfun Eryılmaz


Zalım poyraz gıcım gıcım gıcılar
Yüreğime düştü goygun acılar (da)
Su yolunda suya giden bacılar
Bacılar içinde yarım var benim (de) (dostum var benim)

Emirdağ'la şu Urfa'nın arası
Emirdağı'ı ardın selvi sırası (da)
Muradımı alamadım dünyada
Onulmaz bu yüreğimin yarası (da) (anam yarası)

zalım felek onu çok görme bana

Kangal, Sıvas
Muhlis Akarsu


Zalım felek onu çok görme bana
Ayrılamam ben o gül yüzlü yardan
Sıtk ile bağlıdır canım canana
Ayrılamam ben o gül yüzlü yardan

Engindir duyulmaz figanım sesim
Açıktır o yare gönül kafesi
Yaşarken aldığım havam nefesin
Ayrılamam ben o gül yüzlü yardan

Akarsu ateşim yanar tüterse
Aşkın gülü yüreğimde biterse
Ayırsın feleğin gücü yeterse
Ayrılamam ben o gül yüzlü yardan

zalim felek duymadın mı sesimi

Kangal, Sıvas
Muhlis Akarsu


Zalim felek duymadın mı sesimi
Sen yaralı değilsin ki bilesin
Bilemezsin matemimi yaşımı
Sen yaralı değilsin ki bilesin

Gurbet elde günde ömrüm çürüyor
Eller beni bir biçare biliyor
Akarsuya gelen bir tas vuruyor
Sen yaralı değilsin ki bilesin

zalim felek değirmenin döndü mü

Kayseri
Ahmet Gazi Ayhan


Zalim felek değirmenin döndü mü
Bağın bahçen sular ile doldu mu
Ben yaparım sen yıkarsın bendimi
Döne döne nöbet bize geldi mi (beyler geldimi of)

Yüce dağdan indirdiler al ile
Kollarımı bağladılar şal ile
Elin gönlü dünya dolu mal ile
Benim gönlüm suna boylu yar ile (beyler yar ile)

zahide'm kurbanım oy ne olacak halim

Kırşehir
Neşet Ertaş


Zahide'm kurbanım oy ne olacak halim
Gine bir laf duydu kırıldı belim
Gelenden geçenden oy haber sorarım
Zahide'm bu hafta oluyor gelin

Ayınan doğar da oy gününen batar
Zahide'mi görenin teftili şaşar
İyinin kaderi oy kötüye düşer
Diken arasında kalmış gül gibi

Gurbet ellerinde of esirim esirim
Zahide kurbanım bende kusur
Baban seni bana verse
Yetmez miydi el kadar hasır

işte yetimlerin yetimi benem

Erzincan
Davut Sulari


İşte yetimlerin yetimi benem
Çok cahd ettim gülemedim ne yazık
Bu dünyaya geldiğimden yoksulam
Ben neyim bilemedim ne yazık

Her kimlere el attımsa koptu dal
Ne takadım kaldı ne de mecal
Bir yakınım yok ki olam hasbihal
Fesat hille olamadım ne yazık

Giden gitme mihnet bırakmaz peşin
Gel Davut Sulari yok ahbap eşin
Yaren akraba tavlukat kardeşin
Dediğimde duramadım ne yazık

işte gidiyorum çeşm-i siyahım

Afşin, Maraş
Mahzuni Şerif


İşte gidiyorum çeşm-i siyahım
Önümüze dağlar sıralansa da
Sermayem derdimdir servetim ahım
Karardıkça bahtım karalansa da

Haydi dolaşalım yüce dağlarda
Dost beni bıraktı ah ile zarda
Ötmek istiyorum viran bağlarda
Ayağıma cennet kiralansa da

Bağladım canımı zülfün teline
Sen beni bıraktın elin diline
Güldün mahzuninin berbat hAline
Mervanın elinde parelense de

işte dünya malı dünyada kalır

Aşık Emini


İşte dünya malı dünyada kalır
Şu dünyanın sonu boş deli gönül
Kesildi takadım gücüm kalmadı
Oldu kara bağrım taş deli gönül

Felek pençesini sineme taktı
Zehirli okunu beynime çaktı
Gizli gizli kanım içime aktı
Aktı gözlerimden yaş deli gönül

Bazen aşka gelip aşktan doğardın
Bazen bulut tolur göğe ağardın
Bazen yağmur olup yere yağardın
İster çağla ister coş deli gönül

Emini'yim siyah saçım kalmadı
Şekiller değişti biçim kalmadı
Artık dayanacak gücüm kalmadı
Yenildin hayata tuş deli gönül

15 Şubat 2008

gider iken çevirdiler yolumdan

Bilecik
Nuriye Yılmaz, Saadet Yılmaz Bircan


Gider iken çevirdiler yolumdan
Ayırdılar beni nazlı yarimden
Kim ayrılmış ben ayrılem yarimden
Beri gel yarim beri gel ben adam yemem
Ellerin yarine yarim ol demem

Yoğurdum var al yeşilli çanakta
Benleri var ak gerdanda yanakta
Benim yarim şu karşıki konakta
Gız konak avlusunda vuruldum sana
Gız zalım annen mehel görmüyor bana

Gide gide gitmez oldu dizlerim
Aylemekten görmez oldu gözlerim
Ben o yari görmeyeli özlerim
Hey maşallah şu oynayan hanımlara maşallah
Nikahları kıyılmış düğünleri olacak inşallah

yörük de yaylasını aman yaylayamadım

Rumeli
Osman Pehlivan


Yörük de yaylasını aman yaylayamadım imanım
Divane gönlümü eğleyemedim
Diyecek sözümü de aman söyleyemedim imanım

Yaylamam yaylanda kar olmayınca vay
Eğlemem gönlümü yar olmayınca vay

Yörük de yaylasında aman süt bakır bakır imanım
Sevdiğim güzelin gözleri çakır
Güle de bülbül konmuş aman ne güzel şakır imanım

Yaylamam yaylanda kar olmayınca vay
Eğlemem gönlümü yar olmayınca vay

izzetli hürmetli bilirim seni

Zile, Tokat
Sadık Doğanay


İzzetli hürmetli bilirim seni
Erin ere yolu güç gelir böyle
Kişi sevdiğini gönlünde bilse
Dostun dosta huyu hoş gelir böyle

Zengiyi zengiye vuru besince
Lokmalar hallolur çiğler pişince
Kadehler pas tutar sazlar coşunca
Gerçek ariflere coş gelir böyle

Kişi vardan yoka düştüğü zaman
Geniş dünya olur yoksula zindan
Herkes zevk içinde kalsa da bir an
Hayal-i dünyadır ona boş gelir böyle

Sefil Kemler hayal beni gezdirir
Er olanlar çifte kantar kaldırır
Ulu dergah bulup kabın doldurur
Arifler elinden iş gelir böyle

izmir'in kavakları

İzmir
Ekrem Güyer


İzmir'in kavakları
Dökülür yaprakları
Bize de derler Çakıcı (yar fidan boylum)
Yakarız konakları

Selvim senden uzun yok
Yaprağında düzüm yok
Kamalı da zeybek vuruldu (yar fidan boylum)
Çakıcı'ya sözüm yok

Ödemiş kavakları
Tellidir yaprakları
Bana da Çakıcı derler (yar fidan boylum)
Yakarım konakları

Atma da Mehmet vurursun
Sonra da pişman olursun
Bana da Çakıcı derler (yar fidan boylum)
Her yanım fişek dolu

Çakıcı da dağdan iniyor
Mor fesini giyiyor
Ona da Çakıcı derler (yar fidan boylum)
Her yanı kurşun dolu

Çakıcı dağdan iniyor
Korku nedir bilmiyor
Ona da Çakıcı derler (yar fidan boylum)
Her yanı fişek dolu

Çakıcı attan inmem diyor
Mor fesi giymem diyor
Ona da Çakıcı derler (yar fidan boylum)
Her yanı fişek dolu

yüzünü sevdiğim seyrana çıkmış

Erzurum
Kemal Kırmızı


Yüzünü sevdiğim seyrana çıkmış
Salınıp gezdiğin yerler ah çeker
Çiçekler selamda boynunu eymiş
Sallanır selviler güller ah çeker

Gözlerin kapatmış kars'ı Sıvas'ı
Edirne İstanbul zilfin pahası
Giyinmiş kuşanmış hasların hası
Giyinmiş yeşili allar ah çeker

Menendin bulunmaz gürcü revanda
Şam-ı Diyarbekir Haleb-i Van'da
Ağalar el pençe beyler divanda
Geda gibi nice canlar ah çeker

yürü güzel yürü yol alamazsın

Yürü güzel yürü yol alamazsın
Azrail olsan can alamazsın
Hele sen dünyayı kalbura koysan
Benden muhabbetli yar bulamazsın

Sular olsam yeraltından akmayım
Yarim senden gayrisine bakmayım
Eğer senden başkasına bakarsam
Yedi sene döşeklerden kalkmayım

Yürü dilber yürü ömrümün varı
Eridi kalmadı dağların karı

yürü güzel yürü saçın saz gibi

Sivrihisar, Eskişehir
Ahmet Yamacı


Yürü güzel yürü saçın saz gibi
Yürüyüşün gelin değil kız gibi
Suna boylarına kurban olduğum
Aldadışın eda ile naz gibi

Armut dalda kız bahçede sallanır
Şeker olur yere düşer ballanır
Sevdiğim de fidan gibi sallanır
Sallanan boyuna kurban olayım

Camdan bakışın
Kaş göz atışın
Dünya malı değer
Çalım satışın

Yürü dilber yürü tutam elinden
Tenhalarda saram ince belinden
Eğer seni alırlarsa elimden
Dönem gidem kara bağrım taş ile

Armut dalda kız bahçede sallanır
Şeker olur yere düşer ballanır
Sevdiğim de fidan gibi sallanır
Sallanan boyuna kurban olayım

Camdan bakışın
Kaş göz atışın
Dünya malı değer
Çalım satışın

yıllardır şu hasretinle yanarım

Sıvas
Ali Kızıltuğ


Yıllardır şu hasretinle yanarım
Ağlayacak göz mü koydun sevdiğim
Eller gibi vedalaştın ayrıldın
Söyleyecek söz mü koydun sevdiğim

Sen gittin gideli boş kaldı yuvam
Burda boşa gitti emeğim çabam
Nelere gidem de nerede bülam
Arayacak iz mi koydun sevdiğim

Bozdun bağlarımı düze döndürdün
Gayrı gazabını bize döndürdün
Yaktın ciğerimi köze döndürdün
Birgün gelip buz mu koydun sevdiğim

Kızıltuğ dünyada gülmedi zaten
Bir dost bulamadı elinden tutan
Bu derdin sahibi yaşamaz zaten
Öz canıma göz mü koydun sevdiğim

yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar

Edirne


Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar
Aşrı aşrı memlekete kız vermesinler
Annesinin bir tanesini hor görmesinler

Uçan da kuşlara malûm olsun ben annemi özledim
Hem annemi hem babamı ben köyümü özledim

Annemin yelkeni olsa açsa da gelse
Babamın bir atı olsa binse de gelse
Kardeşlerim yolları bilse de gelse

Uçan da kuşlara malûm olsun ben annemi özledim
Hem annemi hem babamı ben köyümü özledim

yükletin barhanem develer ile beni imam hüseyin'e gönderin

Sıvas
Pir Sultan Abdal


Yükletin barhanem develer ile
Beni İmam Hüseyin'e gönderin
Yoldaş olup gitmen iller ile
Beni İmam Hüseyin'e gönderin

Şu illerin çektiği perde
Beni sen düşürdün onulmaz derde
Karar alıp duramıyom bir yerde
Beni İmam Hüseyin'e gönderin

Benim ne davam var şu iller ile
Benim davam Hak ehli kullar ile
Kerbela'ya giden abdallar ile
Beni İmam Hüseyin'e gönderin

Kutlu günler doğup doğup aşmadan
Ceset farıyıp da akıl şaşmadan
Dağları kar alıp kırcı düşmeden
Beni İmam Hüseyin'e gönderin

Pir Sultan Abdal'ım bir hava ile
Arşa çıkardılar bin dava ile
Kanber'in güttüğü boz deve ile
Beni İmam Hüseyin'e gönderin

yücelerden seyreyledim dostun elini

Ali Atıcı


Yücelerden seyreyledim
Dostun elini elini
Sabreyledim kesemedim
Elin dilini dilini

Ah çektim sinem sağolmaz
Ahım tutar yerde kalmaz
Zaman geçer kimse dermez
Gonca gülünü gülünü

Atıcı'm dermez gülleri
Yıkar gider hayalleri
Eser eser sam yelleri
Kırar dalını dalını

yüceden mi geldin de sen seher yeli

Yüceden mi geldin de sen seher yeli
Gine yarim ellerinen gezer mi
Solmuş da gül benzinin ezeli
Bugün yarim eskisinden güzel mi
O yar beni defterine yazar mı

yüce dağdan bir yol iner

Arguvan, Malatya
Kadir Akbaş


Yüce dağdan bir yol iner
Gelir dolanı dolanı
Bizim elin coşkun çayı
Akar bulanı bulanı

Gelin oy gelin oy oy oy
Yandı yürek derin oy oy oy

Yüce dağdan aşan bilir
Aşıpta dolaşan bilir
Gurbet elin acısını
Yardan ayn düşen bilir

Yüce dağda kar olmaz mı
Sevende efkar olmaz mı
Nazlı yardan ayrılırsam
Dünya bana dar olmaz mı

Kayalarda buz bağladı
Dibini navruz bağladı
Beni de bir gelin vurdu
Yaramı da gız bağladı

yüce dağ başında yanar bir ışık

Yüce dağ başında yanar bir ışık
Düşmüşüm derdine olmuşum aşık
A buğday benizlim zülfü dolaşık

Divitim kalemim yazanım
Öyle bir yavrunun derdi var bende
Yar bende oy bende
İşte ben gidiyom yar hemen ağla
Dön ağla yan ağla

Yüce dağ başından indiremedim
Yönünü yönüme döndüremedim
Bir güzelin aklın kandıramadım

Divitim kalemim yazanım
Öyle bir yavrunun derdi var bende
Yar bende oy bende
İşte ben gidiyom yar hemen ağla
Dön ağla yan ağla

yüce dağ başında yağan kar idim

Yüce dağ başında yağan kar idim
Yağmur vurdu ılgıt ılgıt eridim
Evvel yarin sevdiceği ben idim
Şimdi uzaklardan bakan el oldum

Yüce dağ başında yatmış uyumuş
Ela gözlerini uyku bürümüş
Evvel küçük idi şimdi büyümüş
Şimdi uzaklardan bakan ben oldum

yüce dağ başında biter ot olur

Yozgat
Feyyaz Akgüler


Yüce dağ başında biter ot olur
Sevdaya yelenin aklı kıt olur
Bir güzel de sevdiğinden ayrılsa
Ölene dek yüreğine dert olur

Var git hakikatsiz bende nen kaleli
Devşirttin çiçeği dalda nen kaldı
Yar sevmesen kesmez idim umudu
Evlenmişsin daha bende nen kaldı

Karşıdan geçiyor ceylanın ucu
Melek mi kesildin canımın içi
Koynumda saklarım verdiğin saçı
Belki cenazemde ilazım olur

istanbul'un konakları köşeli

Kütahya
Ahmet Çavuş


İstanbul'un konakları köşeli (aman aman)
Dışı da mermer içi de halı döşeli
Alt'ay oldu ben bu derde düşeli (aman aman)

Aman aman avcı avın da olayım vur beni
Efendimsin terk edemem ben seni

İstanbul'dan üç mum aldım yakmaya(aman aman)
Yakıpda yakıp yar yüzüne bakmaya
Tez başladı yarim benden bıkmaya (aman aman)

istanbul'un etrafı meteris

Trabzon


İstanbul'un etrafı meteris
Meterisden telli de kurşun atarız
Üç kardaşız bir orduya yeteriz

Of ayrılık yenilede büktü belimi
Seferberlik ne yamanca yıktın evimi köyümü

Vara vara vardım balkan aresi
Bu hasretlik var mıda bunun çaresi
Sende sevda bende kurşun yarası

Of ayrılık yenilede büktü belimi
Seferberlik ne yamanca yıktın evimi köyümü

istanbul'dan üsküdar'a yol gider

İstanbul


İstanbul'dan Üsküdar'a yol gider
(yol gider çavuş yol gider)
Hanımlara deste deste gül gider
(gül gider çavuş gül gider)

Yandım çavuş yandım senin elinden
(elinden çavuş elinden)
Çok sallanma kasatura da fırlar belinden
(belinden çavuş belinden)

İstanbul'la Üsküdar'ın arası
(arası çavuş arası)
Yaktı beni kaşlarının karası
(karası çavuş karası)

Yandım çavuş yandım senin elinden
(elinden çavuş elinden)
Çok sallanma kasatura da fırlar belinden
(belinden çavuş belinden)

İstanbul'dan üç mum aldım yakmağa
(yakmağa çavuş yakmağa)
Yakıp yakıp yar yüzüne bakmağa
(bakmağa çavuş bakmağa)

Yandım çavuş yandım senin elinden
(elinden çavuş elinden)
Çok sallanma kasatura da fırlar belinden
(belinden çavuş belinden)

istanbul'a ısmarladım fesimi

Ağrı
Muzaffer Acarsay


İstanbul'a ısmarladım fesimi
Ben ölürsem kimler tutar yasımı

İstanbul'a ısmarladım yar gele
Altun kemer ince bele dar gele

İstanbul'a ısmarladım makine
Ben ölürsem kimler gider hekime

istanbul'dan gelir kayık

İstanbul
Hayriye Temizkalp


İstanbul'dan (hanımım aman) gelir kayık
İçi dolu (hanımım aman da) serhoş ayık
Bulamadım (hanımım aman) kendime layık

Ufacık tefecik (hanımım aman da) konuşalım
Beyoğlu'nda (güzelim aman da) buluşalım

İstanbul'da (hanımım aman) aynalı çarşı
Dükkanları (hanımım aman da) karşı karşı
Ne istersin (güzelim aman) işte çarşı

istanbul'a saz yolladım yar geldi

Burdur
Emine Kalkan


İstanbul'a saz yolladım yar geldi (aman aman)
Parlak potin ak topuğa (aman) dar geldi (hey)
Sevip sevip ayrılması zor geldi (aman aman)
Uyan a sevdiğim sabahlar oldu hey
Bizim kavuşmamız mahşere kaldı hey

Mayhoş m'olur Aziziye'nin kirazı (aman aman)
Yağlık yağlık gelir de yarın çerezi (hey)
Nere varmış ülker ile terezi (aman aman)
Ülker teraziyi fark edemedim hey
Yarım yangın imiş fark edemedim hey

ismini sevdiğim saadetli yarim

Erzincan
Ali Ekber Çiçek


İsmini sevdiğim saadetli yarim
Özüm senin ile bir değil midir
Bu aşkın elinden yandım kül oldum
Beni Mecnun eden yar değil midir

Her andıkça aşkın beni coşurur
Dalgaların gelir baştan aşırır
Tuzak kurmuş aşığını düşünür
Siyah ebrulerin var değil midir

Veli'm der ki hayran oldum bakmadan
Kaşların hükmeder canım yakmadan
Böyle dostun hasretini çekmeden
Ölüm de bir yandan kar değil midir

islamoğlu derler benim adıma

Sivaslı
Zekeriya Yaygan


İslamoğlu derler benim adıma
Üçyüz atlı gelemiyor yanıma

İslamoğlu inip gelir inişten
Her yanları görünmüyor gümüşten

üsküdar'a gider iken aldı da bir yağmur

stanbul
Nuri Halil Poyraz


Üsküdar'a gider iken aldı da bir yağmur
Katibimin setresi uzun eteği çamur
Katip uykudan uyanmış gözleri mahmur

Katip benim ben katibin el ne karışır
Katibime kolalı da gömlek ne güzel yaraşır

Üsküdar'a gider iken bir mendil buldum
Mendilimin içine de lokum doldurdum
Katibimi arar iken yanımda buldum

Katip benim ben katibin el ne karışır
Katibime kolalı da gömlek ne güzel yaraşır

ireyhan eker misin

Sıvas
Sırrı Sarısözen


İreyhan eker misin (lili yar)
Balınan seker misin (lili de lili yar)
Dünyada ettiğini (lili yar)
Ahrette çeker misin (lili de lili yar)

Karanfil oylum oylum (lili yar)
Geliyor servi boylum (lili de lili yar)
Servi boylum gelince (lili yar)
Sen olur benim gönlüm (lili de lili yar)

Karanfil olacaksın (lili yar)
Sararıp solacaksın (lili de lili yar)
Ben hakime danıştım (lili yar)
Sen benim olacaksın (lili de lili yar)

ipek mendil dane dane

Divriği, Sıvas
Nuri Üstünses


İpek mendil dane dane yuğdular serdiler güle
Ana oğlunu yuğdular başucunda döne döne
Gülüm oy oy yavrum oy oy

Evlerin önü arpa kırat gelir kırpa kırpa
Benim yavrum hastalanmış kuru yerde yata yata
Gülüm oy oy yavrum oy oy

Evlerinde var makine derdimi dökeyim kime
Benim yavrum hastalanmış götürmemişler hekime
Gülüm oy oy yavrum oy oy

Nasıl edek nereye gidek derdimizi kime diyek
Suçu yalnız insan sevmek gülüm oy oy yavrum oy oy

Evlerinin önü yonca yonca çıkmış dam boyunca
Bu yoncayı kim biçecek celal oğlan olmayınca
Gülüm oy oy yavrum oy oy

yozgat seni delik delik delerim

Yozgat
Feyyaz Akgüler


Yozgat seni delik delik delerim
Kalbur alır toprağını elerim
Yoklarım postayı cevap çıkmazsa
Koyun olur ardın sıra melerim

Vay vay vay sürmelim vay

Benden selam söylen gamlı dostlara
Gam zamanı geldi gam bölüşelim
Eksik fazla diye cevap ederse
Okka okka var tam bölüşelim

Vay vay vay sürmelim vay

yoruldum yorgunum fazla gidemem

Kangal, Sıvas
Muhlis Akarsu


Yoruldum yorgunum fazla gidemem
Neler etti kahır beni zulm beni
Kolay değil ben bu derdi çekemem
Zalimin elinde koydu hal beni

Arsız değilidim arsız ettiler
Saldılar gurbete yurtsuz ettiler
Yardan ayırdılar yarsız ettiler
Şimdi gizli gizli kınar el beni

Akarsu'yu aşka yaktı yaradan
Ömür bir gün gibi geçti aradan
İşte geldim gidiyorum dünyadan
Oturmuş bekliyor kuru sal beni

yola gel sevdiğim

Zara, Sıvas
Halil Söyler


Yola gel sevdiğim yola gel yola
O pambuk ellerin boynuma dola
Dilerim Allah'tan gül benzin sola
Kar yağdı başıma vay beni beni
Doğurmaz olaydın anam sen beni

Yanarım yanarım tütünüm tütmez
Virana bağlarda bülbüller ötmez
Yaram pek derindir melhem kar etmez
Kar yağdı başıma vay beni beni
Doğurmaz olaydın anam sen beni

yol ver ulu dağlar aşam belinden

Erzurum
Aşık Nusret Toruni


Yol ver ulu dağlar aşam belinden
Şimdi bekler kömür gözlü yar beni
Ne çekerim ayrılığın derdinden
Korkarım öldürür ah u zar beni

Dünyada bulmadım gönüle mekan
Nerde bir gül bitse etrafı diken
Yar o baht bende bu ah var iken
Hasret mahpus eder kara yer beni

Vay desinler ateşim yok közüm yok
Dahi yare yalvaracak yüzüm yok
Yokladım kendimi bir kem sözüm yok
Yara şekva etmiş ruz-i gar beni

Sümmani'yim kendi kendim ohladım
Şadırvan suyunda yattım yuhladım
Yarin küçük defterini yokladım
Yazmış defterine ihtiyar beni

yol üstünde dikili taş

Eskişehir
Necip Önalp


Yol üstünde dikili taş ah aman amman amman
Bir evde iki kardaş sevdiğim aman
Biri kaynım olursa sevdiğim amman
Biri bana arkadaş sevdiğim amman

Gökten zembil iniyor
Fırıl fırıl dönüyor
Ateş misin sevdiğim
Seni gören yanıyor

başı duman pare pare yol ver dağlar yol ver bana

Aşık Yener


Başı duman pare pare
Yol ver dağlar yol ver bana
Gönlüm gitmek ister yare
Yol ver dağlar yol ver bana

Ömrümün uzun yolu
Geçip gitsem yare doğru
Gözlerim yaş dolu dolu
Yol ver dağlar yol ver bana

Aşık olmak benim karım
Çok aradım nazlı yarim
Dûdû dillim sitemkarım
Yol ver dağlar yol ver bana

Karlı dağından esmedim
Ben o yare hiç küsmedim
Daha umudum kesmedim
Yol ver dağlar yol ver bana

yoğurt koydum dolaba

Elazığ
Hafız Osman Öge


Yoğurt koydum dolaba ellere vay
Bugün başım kalaba ellere vay
Ellere hanım canım ellere vay

Giymiş pembe şalvarı ellere vay
Sallanır saçakları yerlere vay

Kalaylı tas yoğurdu ellere vay
Seni kimler doğurdu ellere vay
Seni doğuran ana ellere vay
Bal ilen mi doğurdu ellere vay

Giymiş pembe şalvarı ellere vay
Sallanır saçakları yerlere vay

Yoğurdun üstü kaymak ellere vay
Olur mu yare doymak ellere vay
Yare doydum diyenin ellere vay
Caizdir boynun vurmak ellere vay

Giymiş pembe şalvarı ellere vay
Sallanır saçakları yerlere vay

insan kısım kısım yer damar damar

Sıvas
Ali Delice


İnsan kısım kısım hey hey yer damar damar
Kaşların nameli yüzlerin kamer yüzlerin kamer
İnce bel üstüne yar yar olayım kemer
Yakışır bellere canan sar beni beni

Değişmiş rengini canan olmuş üveyik
Şahine benziyor gözlerin rengi gözlerin rengi
Sen bir avcı ol da yar yar ben olam geyik
Doldur tüfeğini hey hey vur beni beni

ineyim gideyim osman iline

Karac'oğlan


İneyim gideyim Osman iline
Sevdaya düşenler yorulmaz imiş
Herkes sevdiğini almış yanına
Gariban hatırı sorulmaz imiş

Aştı gitti göremedim boyunu
Çene tutmuş kaşlarının yayını
Yeni bildim güzellerin huyunu
Gel denmeyen yere varılmaz imiş

Yer değilim karış karış yarılam
Su değilim bulanam da durulam
Şu dünyada sevdiğine sarılan
Ahirette sual sorulmaz imiş

Karac'oğlan geldi güzel kervanı
Ben olaydım devesine sarvanı
Fırsat elde iken sürün devranı
Kocayınca devran sürülmez imiş

indim yarin bahçesine

Elazığ
Faik Buz, Mevlüt Canaydın


İndim yarin bahçesine gül açılmış gül güle
Yanakların al al olmuş haber verin bülbüle
Ben seni sevdim seveli düşmüşüm dilden dile

Hangi bir derdime yanam
Başımı sevdaya salan
Dağlar derdim van benim
Bir ağa beyim van benim

İndim yarin bahçesine gülleri mercan gibi
İrisin derdim döşürdüm ufağın fincan gibi
Yar seninle gel gezelim ikimiz bin can gibi

Hangi bir derdime yanam
Başımı sevdaya salan
Dağlar derdim van benim
Bir paşa beyim van benim

indim yarin bahçesine

Söğüt, Bilecik
Mustafa Şimşek


İndim yarin bahçesine
Gül açılmış güle güle
Yanakları al al olmuş
Haber verin bülbüle
Ben seni sevdim seveli
Düşmüşem dilden dile

Hangi bir derdime yanam
Dağlar derdim var benim
Başımı sevdaya salan
Bir ağabeyim var benim
Bir paşa beyim var benim

İndim yarin bahçesine
Güller mercan gibi
İrisin derdim döşürdüm
Ufağı fincan gibi
Yar seninle gel gezelim
İkimiz bir can gibi

Hangi bir derdime yanam
Dağlar derdim var benim
Başımı sevdaya salan
Bir ağabeyim var benim
Bir paşa beyim var benim

indim güngörmez'e divana durdum

Dinar, Afyon


İndim Güngörmez'e divana durdum
Aldım Fadime'yi geriye döndüm
Onbeş sene eşkiyalıkta gezdim
Şimdi, Alim olduğumu bildirdim

Teknova'da koyun kuzu yayılır
Alim Efe hatırların sayılır
Ceketimi, yeleğimi getirin
Kurşunların delikleri sayılır

Alim Efe, Beşirli'nin direği
Bunadı mı bacısının yüreği
Vurulmuş da Göngörmez'de yatıyor
Hazırlayın kazmayınan küreği

Uzun olur Teknova'nın ekini
Kaza kaza bulamadım kökünü
Vurmuşlar da Göngörmez'de yatıyor
Sabah erken dalgalanır kakülü

Erdim'ola Teknova'nın bostanı
Bohçadadır Fadime'nin fistanı
Beni öldürmeye karar vermişler
Nöbetçi koydular Küçük Mustan'ı

Alim Efe, güllerimiz varıdı
Taşdan yastık ile kolum ağrıdı
Ver elini Alim Efe gidelim
Ergenli köyünde babam vardı

Adana'dan ayva gelir, nar gelir
Güllü potin Fadime'ye dar gelir
Ver elini Alim Efe gidelim
Bu işkence Mustanlar'a zor gelir

Alim Efe taşdan taşa uçuyor
Aşağıdan candarmalar geçiyor
Her suyun başına nöbetçi konmuş
Susadıkça suyu nerden içiyor?

indim gülün bağına

Urfa
İbrahim Tatlıses


İndim gülün bağına
Kız ben garibem
Takıldım gül dalına
Seni de sevmişem
İstedim vermediler
Kız ben garibem
Kıyarım ben canıma
Seni de sevmişem

Sinemde aşk ateşi
Kız ben garibem
Akıtıram gözyaşı
Seni de sevmişem
Seni sevdim seveli
Kız ben garibem
Oldum dertler yoldaşı
Seni de sevmişem

indim dere ırmağa

Artvin


İndim dere ırmağa (hoy nanayda cilveloy nanayda)
Zeytin dalı kırmağa
Seni zalımın kızı
Geldim seni almaya

Nayda nayda nayda nahoy nanayda
Cilveloy nanayda

Derenin kenarına
Koydum sarı yılanı
Seni gavurun kızı
Dedin bana yalanı

Nayda nayda nayda nahoy nanayda
Cilveloy nanayda

İndim dere ırmağa
Peştamalını buldum
Bilsem o onun idi
Ona bir sarılırdım

Nayda nayda nayda nahoy nanayda
Cilveloy nanayda

indim dere beklerim

İnebolu
Sarı Recep


İndim dere beklerim
Vay benim emeklerim
Eller yarim dedikçe
Sızlıyor kemiklerim

İndim derede durdum
Bir çift güvercin vurdum
Güvercini ararken
Bir güzele vuruldum

ince memed toroslar'dan gürledi

İnce Memed Toroslar'dan gürledi
Buhurcular kulak verip dinledi
Onyedi kurşunu yedi ölmedi

Dayan İnce Memed
Dayan n'idelim gardaş n'idelim oy
Tut elimden İnce Memed
Gidelim dağlar gidelim oy

Kıratın boynunda püsküllü koza
Kanlarım damladı çimene toza
Kurtulursam eğer sorarım size

Dayan İnce Memed
Dayan n'idelim gardaş n'idelim oy
Tut elimden İnce Memed
Gidelim dağlar gidelim oy

Buhurcular bölük bölük geldiler
Atlarımı delik delik deldiler
Duvarın dibinde resmim aldılar
Ak kağıt üstünde tanıyın beni

Gardaş n'idelim oy
Dayan İnce Memed
Dayan n'idelim gardaş n'idelim oy
Tut elimden İnce Memed
Gidelim dağlar gidelim oy

ince giyerim ince

Tekirdağ
Saadettin Karaca


İnce giyerim ince
Pembe yakışır gence
İnsan bir hoş oluyor
Sevdiğini görünce

Of sen yana ben cama
İkimizin resmini çıkarsınlar yan yana

Derelerin çakılı
Nerden aldın akılı
Döne döne oynuyor
Ağabeyimin çakırı

Of sen yana ben cama
İkimizin resmini çıkarsınlar yan yana

Dereler çakıl taşlı
Ördekler yeşil başlı
Benim sevdiğim dilber
Al yanak kalem kaşlı

Of sen yana ben cama
İkimizin resmini çıkarsınlar yan yana

ümmü'm seni hanaylardan atarlar

Afyon
Mevlüt Dede


Ümmü'm seni hanaylardan atarlar
Ak eline kara kına yakarlar
Yakarlar gelin Ümmü'm yakarlar

Güzel isen al yanaktan öperler
Çirkin isen dış kapıdan kovarlar
Kovarlar gelin ümmü'm kovarlar

Vargit Ümmü'm vargit doldur suyunu suyunu
Öğrenemedim huyunu
Vargit Ümmü'm vargit doldur destini destini
Unutmuşsun dostunu

Davul çeşmesinin önü çayırlık
Zor geliyor şu gençlikte ayrılık
Ayrılık gelin Ümmü'm ayrılık
Ümmü'm sende değil annende gavurluk

Akşam olur dombayımı tararım
Ümmü diye sokakları ararım
Gelenden geçenden haber sorarım

ilme değer verdim uykudan kalktım

Aşık İbreti


İlme değer verdim uykudan kalktım
Sarık seccadeyi elden bıraktım
Vaizin her gün ki vaazından bıktım
Ramazanı sele verdim de geldim

Aklım ermez ahret eğlencesine
Saygım var ilimin gerçek sesine
Hayal cennetinin boş bahçesine
Yobaz sürüsünü sürdüm de geldim

İbreti emelim insana hizmet
Eşim bana huri evim de cennet
Cahil cukaraya edemem minnet
Bütün zincirleri kırdım da geldim

ilim ilim bilmektir

Yunus Emre


İlim ilim bilmektir
İlim kendin bilmektir
Sen kendini bilmezsen
Ya nice okumaktır

Dört kitabın manası
Bellidir bir elifte
Sen elifi bilmezsin
Bu nice okumaktır

Yunus Emre der hoca
Gerekse var bin hacca
Hepisinden iyice
Bir gönüle girmektir

iki de keklik bir kayada ötüyor

Balıkesir
Mustafa Sarı


İki de keklik bir kayada ötüyor
Ötme de keklik derdim bana yetiyor
Aman aman yetiyor
Annesine kara da haber gidiyor

Yazması oyalı kundurası boyalı
Yar benim aman aman yar benim
Uzun da geceler yar koynuna al beni
Aman aman al beni

İki de keklik bir derede su içer
Dertli de keklik dertsizlere dert açar
Aman aman dert açar
Ona yanık sevda derler tez geçer

Yazması oyalı kundurası boyalı
Yar benim aman aman yar benim
Uzun da geceler yar koynuna al beni
Aman aman al beni

iki gönül bir olunca

Afşin, Maraş
Mahzuni Şerif


İki gönül bir olunca
Bayram olur seyran olur
Bir dost bir dosta gelince
Bayram olur seyran olur

O dost dosta kurban olur

Aktı kanım ılık ılık
Biz yalancı kör değilik
Aradan kalksa ikilik
Bayram olur seyran olur

Barış olur dostluk olur

Aktı kanım ince ince
Ölürüm dost görmeyince
Mahzuni Şerif ölünce
Bayram olur seyran olur

Savaş biter barış olur

iki dağın arasında kalmışam

Urfa
Mehmet Özbek


İki dağın arasında kalmışam
Bülbül kimin daldan dala konmuşam
Ne gün görüp ne miraz almışam

Ana beni bu zalımlar vurdular oy
Vurdular da alkanlara koydular oy

Mezar arasında harman olur mu
Kama yarasına derman olur mu
Osman'ı vuranda iman olur mu

Ana beni bu zalımlar vurdular oy
Vurdular da alkanlara koydular oy

Yıkılır mı hastane binası
Sarılır mı genç Osman'ın yarası
Sende kama bende sevda yarası

Ana beni bu zalımlar vurdular oy
Vurdular da alkanlara koydular oy

iki büyük nimetim var

Kırşehir
Neşet Ertaş


İki büyük nimetim var
Biri anam biri yarim
İkisine de hörmetim var
Biri anam biri yarim

Ana deyip de geçilmez
O yar anadan seçilmez
İkisine de kıymet biçilmez
Biri anam biri yarim

Birisi var etti beni
Birisi yar etti beni
İkisinin de birdir yari
Biri anam biri yarim

yine yeşerdi fındık dalları

Ordu
Muhsin Tercan


Yine yeşerdi fındık dalları
Acep ne olacak yarin halları
Dalgalanıyor pembe şalvarı

Kız allan pullan gel gel gel yanıma
Beyaz kollarını dola boynuma

Tabya başında kızlar yan yana
İçlerinden biri göz etti bana
Nur olsun seni doğuran ana

Kız allan pullan gel gel gel yanıma
Beyaz kollarını dola boynuma

Fındık dalları yerlere değer
Yarin bakışları kalbime değer
Ölürüm seni almazsam eğer

Kız allan pullan gel gel gel yanıma
Beyaz kollarını dola boynuma

13 Şubat 2008

yine kısmet çekti gurbet ellere

Antep
Hüseyin Kırmızıgül


Yine kısmet çekti gurbet ellere
Acep nerden aşar yolumuz bizim
Yiyecek içeçek sular çekiyor
Toplayıp devşirmek karımız bizim

Dağlar dumanlandı hava bozuldu
Alnımıza kara yazı yazıldı
Mezarımız gurbet ele kazıldı
Acep nerde kalır ölümüz bizim

Yağmur yağar boran serper kar ile
Günümüz geçiyor ah u zar ile
Kavuşmazsak gözü yaşlı yar ile
Çok perişan olur halimiz bizim

yine de şahlanıyor gölbaşının kır atı

Rumeli
Kemal Altınkaya


Yine de şahlanıyor aman aman
Gölbaşının yandım da kır atı
Görünüyor yandım aman
Bize seher yolları

Davullar çalsınlar aman
Aman da cengi cengi de harbiyi

Sefersiz olmaz aman
Aman er evlatları
Görünüyor yandım aman
Bize zafer yolları

Davullar çalsınlar aman
Aman da cengi cengi de harbiyi

yine bahar geldi yayla zamanı

Abdullah Papur


Yine bahar geldi yayla zamanı
Yürüdü de bizim yurtlar yürüdü
Üçlerin başını kaplamış duman
Varidi da lale sümbül varidi

O yar bugün göçmüş farkedemedim
Bu sevdayı başta garkedemedim
Boş kalmış bahçemi herkedemedim
Kuru da bizim bahçe kurudu

Gurbetin yanına çektim göçümü
Dert ağarttı basımdaki saçımı
Yara sarmış ciğerimin içini
Eridi de benim ömrüm eridi

Papur zalimlere eyledik kulluk
Dünya kime yok kimine bolluk
Ayrılık sevda yar bir de yoksulluk
Çürüttü de bizi nazlım çürüttü